Şöyle ki, hakim kalıplar doğrultusunda yapılan eğitim, büyük çoğunluğu itibariyle (1) Mühendislik, Tıp ve İşletme okumak isteyen, (2) Felsefe, Sosyoloji ve Siyasal Bilimler gibi düşünce eksenli alanlara çok fazla ilgi göstermeyen, (3) Antropoloji ve Beşeri İlimler gibi insanlığın bugün geldiği noktayı anlamaya ve bunu eleştirmeye odaklanan disiplinleri ise olsa olsa açıkta kalmamak için tercih edebilen öğrenciler üretiyor. Çok satan gazetelerin boyut olmasa da içerik itibariyle ekseriyetle tabloid formatında yayın yapmaları ya da yayın politikaları eleştirilen TV kanallarının başka türlü reyting alamıyor olmaları gibi konularla bir arada düşünüldüğünde, üniversite eğitimindeki branş tercihlerini düşünsel olana yönelik yaygın bir ilgisizlikle açıklamak mümkün hale geliyor. Bu durumu, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra düzenli kitap okumaya ihtiyaç hissetmeyen, çünkü öğrenmeyi zihnindeki merakların peşinde koşmanın değil, geleceğe yönelik pragmatik hedeflerini gerçekleştirmenin bir aracı olarak gören bir insan tipolojsinin yaygınlığının bir sonucu olarak değerlendirmek mümkün. Bu noktada, insan doğasının bir parçası olan düşünsel merakın ortadan kaldırılmasının ciddi bir insanlık suçu olduğu da söylenebilir. Zira bir insandan bundan daha büyük bir değer çalabilmek çok zordur.
düşünsel merakımızın kaybolmaması ve geri gelmesi dileğimle...
0 yorum:
Yorum Gönder