19 Eyl 2008

doğru karar için düşünmek gerek

Sevgili babamdan gelen güzel bir yazı.

Aşağıdaki resimler aynı yer fakat farklı mevsimlerde çekilmiş görüntüler....
Ne görüyorsunuz?


Şimdi güzel bir hikaye geliyor:

Bir zamanlar 4 oğlu olan bir adam varmış. Çocuklarının çok erken karar
vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Böylece her birini uzak bir yerde duran ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.

İlk oğlan kışın gitmiş, İkincisi ilkbaharda, üçüncüsü yazın ve sonuncusu da sonbaharda. Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne gördüklerini sormuş.

İlk oğlan ağacın "Çok çirkin, yaşlı ve kupkuru" olduğunu söyledi.

İkinci oğlan "Hayır, yeşillikle doluydu ve canlıydı" dedi.

Üçüncü oğlan başka fikirdeydi: "Çicekleri vardı ve kokusuyla, görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.

Sonuncu oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın "Meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu" olduğunu belirtti.

Yaşlı adam oğullarına hepsinin haklı oldugunu söyledi. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti.
Onlara bir ağacı veya bir insanı kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya calıştı. Ya da neye sahip olup olmadıklarını...

Gerçekleri ancak sonunda 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz.

Eğer kışın vazgeçersen, ilkbaharın nimetinden olursun, yazın güzelliğinden ve sonbaharın bütünlüğünden de...

Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.

Hayatınızı(ya da bir başkasını) bir mevsim (bir dönem) yüzünden yargılamayın...

16 Eyl 2008

recaptcha

Internet sayfalarının güvenli sayfalarına girişlerde - çoğunlukla da siteye kayıt olurken - kullanılan ve CAPTCHA denilen bir araç var. Bu araçta, sayfaya kaydolan ya da giriş yapan şahsın bir insan olduğunu doğrulamak için bilgisayar yazılımları tarafından çözümlenemeyeceği kabul edilen bir görüntü gösterilip görüntüdeki karakterlerin klavye ile ilgili kutucuğa girilmesi istenir. Bu işlem sırasında da ortalama 10 saniye geçiyormuş. Şurada, bu süreyi ve işlemi değerlendirerek daha verimli kılmaya yönelik bir uygulama haberinin Türkçesi verilmiş. Açıkçası çok iyi bir fikirmiş (girip okuyun): Paylaşıyorum...

4 Eyl 2008

bir hamal öğretisi

Yine güzel bir yazı, güzel bir ders :) Alıntıdır.

Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar... Demek ki fakirdi bizim gibi çoğunluk, bu nedenle taşınacak yüklere talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu...

Yanımdaki hamalla yola çıktık. İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği... Diyordum ki içimden 'Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!..'
Nitekim çok geçmeden dedi ki:
- Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!...
- Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!..'
Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini
- Sen de dinlen hadi' dedi.
Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum.
Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında... 'Yükünü indirip sen de dinlen', demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım...
Sonra yine durdu. Bana da dinlenmemi' söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra 'dinlenelim mi' diye sordu, aksi aksi başımı salladım... Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı.
Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek;
- Hadi kalk, dedi. Bana yaslan.
Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz.' Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana.
- Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda....
Halbuki bir yükü 'taşımak' bizim işimiz, 'altında ezilmek' değil!... Unutma ki bir yük, taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun!
Belki günün birinde hamallığın şekli değişir.
Belki o günleri ben göremem.
Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, Kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle...
Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü.
Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil.
Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler...


Mustafa hocama bu yazı için teşekkür ediyorum. Yükümü akşamları bırakmayı unuttuğumu farkettirdi. Tatile çıktım da hiç işe yaramadığını düşünüyordum. Yükümü indirmeden dinlenmek zor tabi...

1 Eyl 2008

panoramik resimler

Neredeyse hepimizin elinde dijital görüntü alabildiğimiz aletlerden var artık. İster cep telefonu olsun isterse dijital kamera olsun veya ister amatör isterse profesyonel aletler kullanalım; çektiğimiz görüntüleri sayısal muameleden geçirmek daha güzel sonuçlara ulaşmamızı sağlıyor. Şahsen ben çok karmaşık resim işlemlerine girmediğim için Photoshop yerine daha basit bir program olan Paint.Net kullanıyorum. O da Photoshop gibi eklentilerle daha da marifetlendirilebiliyor. Photoshop kadar profesyonel değil tabi ama iş görüyor.

Genellikle tek bir fotoğraf karesine sığmayacak kadar geniş bir manzara varsa bu manzara uygun açılardan parça parça fotoğraflanıp, bu fotoğraflar daha sonra sayısal ortamda yardımcı programlarla üst üste getirilip örtüştürülerek (photo stitch) tek bir görüntü haline getirilebilir. Bu durumda panoramik bir görüntü elde edilmiş olur. Panoramik görüntülerde genellikle doğrusallık kaybedilir ve geniş açı lens ya da balık gözü lensle çekilmiş gibi görüntüler elde edilebilir. Sonuçta güzel görüntüler ortaya çıkabilir.

"Photo Stitch" işlemi yapan birçok yardımcı program bulunmakla birlikte, kendi fotoğraflarımı birleştirmek için bulduğum basit ve makul sonuçlar veren bir yazılım var. Önerebilirim.

Aşağıdaki görüntüde Eski Mardin'den Suriye sınırına doğru geniş ufku görüyoruz. Bir butik otelin duvarına çıkarak çektiğim 20 farklı fotoğrafı birleştirerek elde ettim bu görüntüyü. Resmi büyütmek için tıklayın. Daha detaylı fotoğrafı isteyen olursa yorum olarak belirtin, orjinal dosyayı özelden gönderebilirim.

10 Ağu 2008

Aşk ve Hayat

Sevgili babamdan gelmiş bir hikaye. Okuyunuz:


Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı Yarabbi!

Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.

İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.

Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.'
Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?'
Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.'
'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?'

Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.
'Sevgilim' diye başlıyordu,
'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'

'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'

'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'

'<Sâdık arkadaşın>ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'

'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.'

'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'

'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'


Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.

'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.'

Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.

Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.

Bu gerçek aşktı.

İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir.

Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

Hayat tam da böyle bir şeydir.


Teşekkür ederim Babam, bu güzel ders için :)

24 Tem 2008

her yazılımcının bilmesi gereken 10 kavram

Bildirgeç'te yenice yayınlanmış olan bir yazıyı rss-paylaşılanlar listemde de görebilirsiniz. Kendimi yazılım geliştirme konusunda ortalama üstü bir ilgi düzeyine sahip olarak gördüğüm için bu liste dikkatimi çekti.

1. Arayüzler (Interfaces)
2. Kurallar ve Şablonlar (Conventions and Templates)
3. Katmanlı Mimari (Layering)
4. Algoritmik Karmaşıklık Seviyesi (Algorithmic Complexity)
5. Hızlı İşlem için Kodlama (Hashing)
6. Ön bellek Kullanımı (Caching)
7. Eş Zamanlılık (Concurrency, Multithreading)
8. İşi Bölerek Birçok Bilgisayara Yaptırma (Cloud Computing)
9. Güvenlik (Security)
10. İlişkilsel Veritabanları (Relational Databases)


Anlaşılan daha çok şey öğrenmem gerekecek. İşin ilginç gelen tarafı, uzmanlık alanım olmasa da bu konularla uğraşmak hoşuma gidiyor ve bu öğrendiklerim sanki birgün işime yarayacakmış gibi geliyor.

Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.