25 Nis 2020

Bir yazılım geliştiricinin bilmesi gereken temel bilgiler

Tecrübeli bir yazılım geliştiricinin şurada yayınlanan önerilerini dilimize derleyip kayda geçirmek istedim. Önceki zamanlarımda bunları bilseydim, benim için birçok şey daha farklı olabilirdi:

Server/Cloud Architecture (Sunucu/Bulut Mimarisi): Ağ bağlantılı bir proje geliştirecekseniz, projenin kullanılacağı ortamda kullanılan ağ yapılarına hakimiyet şart.

API (Application Programming Interface): API'ler, kısaca uygulamaların birbirleriyle haberleşmelerini sağlayan yapılar. Derin bir konu.

Frameworks (Çerçeve, iskelet): Her dilin kendine ait, farklı işler için framework seti mevcut. Bu sistemler, hazır bir çerçeve ve çatkı sunarak, belirli şeyleri yapmanızı kolaylaştırırlar. Bir nevi kılavuz gibiler.

Git/Version Control (Sürüm denetimi): Git çevrimdışı dahi kullanabileceğiniz temel bir araç. Tekil projelerde veya takım çalışmalarında sürüm denetimi olmadan ilerlemek çok zor. Hatta düzenli kayıt gerektiren her işinizde git kullanabilirsiniz. Hemen kullanmaya başlamak için şuraya bakabilirsiniz. Github ise sürüm denetimini online yapmanızı sağlayan platformlardan biri.

CI/CD (Continuous Integration/Continuous Delivery): Sürekli birleştirme, sürekli hizmet). Geliştirdiğiniz uygulamanın hangi ortamları kullandığını ve nasıl dağıtıldığını bilmeniz sizi daha bilinçli yapacaktır.

Unit Testing/Automation: Kaliteli uygulamalar geliştirebilmek için onları test etmeniz şart. Testleri otomatize etmek de ayrı bir katma değer. Bu iş için geliştirilmiş framework'ler var :)

Development Tools (Geliştirme Araçları): Verimli çalışabilmeniz için size destek olacak araçlar her alanda gerekli. Atalar ne demiş: 'Alet işler, el övünür'. Postman, Docker, Cordova gibi birçok platform, kod yazımı, test ve müşteriye ulaştırmada büyük kolaylıklar sunarak işinizi desteklerler.

Bunların dışında bilinmesi iyi olacak derya deniz bir sürü şey var. Öğrenmenin sonu yok. Benim öğrenme yolculuğum devam ediyor. Umarım bu yazı sizin için de faydalı olur.

30 Mar 2020

Okuduğumuz bir yazının/haberin doğruluğuna dair sorgulama önerileri

Bilgi kirliliğinin muazzam boyutlara ulaştığı günümüzde, gerçek-doğru bilgiye ulaşabilmek için medya okur/yazarlığı çok önemli bir ihtiyaca dönüştü. Uzun süredir takip ettiğim teyit.org isimli bilgi doğrulama sitesindeki bir yazıda linki verilmiş olan başka bir yazıyı kendi sayfamda da paylaşmak istedim. İlgili yazıda, çok kısa bir sürede tüm dünyayı etkileyen Covid-19 salgını hakkındaki yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek için haberlerin ve yazıların nasıl hazırlanması gerektiğine dair madde madde önerilerde bulunulmuş. O madde başlıklarını alıp, ters yönden yorumlayarak okuduğumuz bir yazının/haberin doğruluğuna dair bir süzgeç mekanizmasına dönüştürebiliriz diye düşünüyorum. Diğer bir deyişle, haber veya yazıda aşağıdaki maddelere uyulup uyulmadığına bakarak okuduğumuz bilgilerin gerçekliğini-doğruluğunu sorgulayabiliriz:

Sunulan bir yazıda veya haberde;

Madde-1: Sansasyonel dil kullanmaktan kaçının.
Sorgu: Kullanılan dil sansasyonel mi?

Madde-2: Görsellere dikkat edin.
Sorgu: Yazıyı desteklemek için sunulan görselleri şüpheci bir gözle inceleyin. Gerek görürseniz görüntü bazlı arama motorlarından yararlanabilirsiniz. 

Madde-3: En kötü senaryolar hakkında spekülasyon yapmaktan veya uzmanların spekülasyon yapmalarını istemekten kaçının.
Sorgu: Yazıda en-kötü-durum spekülasyonu yapılıyor mu?

Madde-4: Okuyuculara uygulayabilecekleri belirli aksiyonlar önerin.
Sorgu: Önerilen belirli aksiyonlar varsa, bunlar gerçekten uygulanabilir mi? 

Madde-5: Okuyucuları resmi bilgi kaynaklarına yönlendirin.
Sorgu: Bilgilerin alındığı kaynaklar güvenilir mi? Bu kaynaklara siz de ulaşabiliyor musunuz?

Madde-6: Raporunuzu bilgilendirmek için kullanılan araştırmalar konusunda dikkatli olun.
Sorgu:  Yazıda değinilen araştırmalara ulaşabiliyor musunuz? Araştırmaları ayrıca didikleyebiliyor musunuz? 

Madde-7: Birden fazla uzmanla konuşun.
Sorgu: Yazı uzmanlara dayanarak mı bilgi sunuyor? Uzmanların itimat edilebilirliği konusunda araştırma yapabiliyor musunuz? 

Madde-8/9: Hangi söylentilere hitap edeceğinize karar verirken devrilme noktasını düşünün. Bir söylentiyi reddetmeye karar verirseniz, özellikle başlıklarda ve tweet'lerde gerçeklere odaklanın.
Sorgu: Yazıdaki bilgiler sosyal medyada yayıldığı için gerçeğe dönüşen veya haberleşen türden mi? Bu sorgu için ilgili sosyal medya paylaşımlarına ulaşabilliyor olmak ve onları biraz didiklemek gerekiyor.

Madde-10: İçeriğinizin işlenmesini kolaylaştırın.
Sorgu: İçeriği kolayca anlayıp sorgulayabiliyor musunuz? 

Madde-11: Alaycı veya aşağılayıcı dilden kaçının.
Sorgu: Kullanılan dil alaycı veya aşağılayıcı veya daha genel olarak rahatsız edici mi?

Yukarıda önerdiğim sorguları kullanarak, karşılaştığımız bir yazıyı-haberi metodik bir şekilde analiz edebilir ve en azından şüpheli bilgileri zihnimizden uzak tutabiliriz. Unutmayalım ki hakikat çoğu zaman görünenden farklı olabiliyor.

17 Şub 2020

(yeni) bir beceriyi daha çabuk geliştirmek için iki püf noktası

Merhaba, birkaç yıllık aradan sonraki bu ilk gönderimde, yeni bir şeyler öğrenme hızını ve verimini artırmayla ilgili bir yazıdan bahsedeceğim. Okudukça ilgimi çekerek bende paylaşma isteği uyandıran makaleye şuradan ulaşabilirsiniz. Dilimize uyarladığım sürüm için buyrun:
Yazıda bahsedilen araştırmaya göre, varılan sonuç şu: Ustalaşmak istediğimiz bir görevin biraz değiştirilmiş bir sürümünü tekrarlarsak, aslında aynı şeyi arka arkaya birden çok kez tekrarlamaya devam etmekten daha fazla ve daha hızlı öğreniriz.

Bunun en olası nedeni, mevcut anıların yeni bilgilerle geri çağrıldığı ve değiştirildiği bir süreç olan yeniden-birleştirmedir (reconsolidation).

Süreç basit bir örnekle şöyle açıklanabilir: Basketbolda serbest atışta daha iyi olmaya çalıştığımızı düşünelim. Serbest atışta koşullar sabittir. Pota yerden ~3,05 metre yukarıdadır ve serbest atış çizgisi potadan ~4,57 metre uzaklıktadır. Teorik olarak, aynı noktadan tekrar tekrar atış yapmak, doğru hareketleri kas hafızanıza dahil etmenize yardımcı olur, böylece doğruluk ve tutarlılığınız artar. Ve elbette, bu olur - fakat atışlarınızı iyileştirmenin daha iyi ve daha hızlı yolu, bir sonraki antrenmanda koşulları hafifçe değiştirmektir. Belki birkaç santim daha yakından veya uzaktan atmak gibi. Başka bir antrenmanda, birkaç santim yandan atış yapabilirsiniz. Bir başka antrenmanda, biraz daha ağır veya hafif bir top kullanabilirsiniz. Kısacası, her pratikte koşulları biraz farklı hale getirmek, yeniden birleştirmeye yönlendirerek, daha hızlı öğrenmenize yardımcı olur.

Çok Farklı değil veya Çok Çabuk da değil

Koşulları birazdan daha fazla değiştirmemelisiniz. İlk yaptığınızdan çok farklı bir şey yaptığınızda, yeniden birleştirme yerine, yeni anılar oluşturmuş olursunuz. Araştırmacılar göre; "Değiştirilen görev çok farklı olursa, insanlar yeniden birleştirme sırasında gözlemlediğimiz kazancı alamıyorlar. Oturumlar arasındaki değişikliğin çok az olması gerekir."

Ayrıca, uygulama oturumlarınızın arasında uygun zaman aralıkları bırakmanız gerekir. Araştırmacılar katılımcılara eğitim oturumları arasında 6 saatlik bir zaman aralığı vermişler, çünkü nörolojik araştırmalar yeni anıların yeniden birleştirilmesinin çok uzun sürdüğünü gösteriyor.

Altı saatten önce farklı bir şekilde tekrar-pratiği yaptığınızda, kendinize öğrendiklerinizi "içselleştirmek" için yeterli zaman vermemiş oluyormuşsunuz. Yeteri kadar zaman vermeden tekrar ettiğinizde taze anıları değiştiremezsiniz ve bu nedenle becerilerinizi geliştiremezsiniz çünkü bir önceki anıların henüz birleşme şansı olmamıştır. Dolayısıyla, yeni bir beceriyi öğrenme hızını önemli ölçüde artırmak istiyorsanız, aşağıdaki yöntemi deneyiniz.

Yeni Bir Beceri Nasıl Öğrenilir?

Öğrenmeyi iyileştirmenin püf noktaları; ufak ve akıllıca değişiklikler yapmak, sonuçları değerlendirmek, işe yaramayanları eleyip, işe yarayanları alarak süreci daha da rafine hale getirmek.

Zaten iyi yaptığınız bir şeyi sürekli olarak değiştirip düzelttiğinizde, daha da iyi yapabilirsiniz. Örneğin, yeni bir sunumda ustalaşmak istediğinizi varsayalım.

1. Temel beceriyi prova edin. Sunumunuzu, canlı yaparken karşılaşacağınız koşullar altında birkaç kez tekrar edin. Doğal olarak, ikincisi birincisinden daha iyi olacak; pratik böyle işliyor. Fakat sonra, üçüncü tekrara geçmek yerine ...

2. Bekleyin. Belleğinizin birleşmesi için kendinize en az 6 saat verin. (Bu muhtemelen tekrar pratik yapmadan önce yarına kadar beklemek anlamına gelir ki bu iyi birşey)

3. Tekrar çalışın, ama bu sefer...
  • Biraz daha hızlı yapın. Biraz hızlı konuşun - sadece biraz - normalden daha hızlı. Slaytlarınızı biraz daha hızlı çalıştırın. Hızı artırmak, daha fazla hata yapmanıza sebep olabilir, ancak sorun yok. Bu süreçte eski bilgileri yeni bilgilerle değiştirirsiniz ve iyileştirmeye zemin hazırlarsınız. Veya... 
  • Biraz daha yavaş yapın. Hızlı yaptığınız tekrardakiyle aynı şey olacak. (Ayrıca, normal hızınızda sunum yaparken görünmeyen yeni efektler - efekt için sessizliğin kullanımı da dahil olmak üzere - deneyebilirsiniz) Veya... 
  • Sunuyu daha küçük parçalara ayırın. Hemen hemen her görev bir dizi ayrık adım içerir. Sununun bir bölümünü seçin. Parçalara ayırın ve her parçada ayrı ayrı ustalaşın. Ardından tüm sunumu tekrar bir araya getirin. Veya...
  • Farklı bir projektör kullanın. Veya farklı bir uzaktan kumanda. Veya kulaklıklı mikrofon yerine bir yaka mikrofonu. Koşulları hafifçe değiştirin; bu sadece mevcut hafızayı değiştirmenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda beklenmedik durumlara daha hazırlıklı olmanızı da sağlar.

4. Ve bir dahaki sefere, başka bir koşulu biraz değiştirin.

Bu işlemi neredeyse her şeye uyarlayabileceğinizi unutmayın. Bu süreç, motor becerilerin geliştirilmesinde açıkça etkili olmakla birlikte, neredeyse her beceriye uygulanabilir.

İyileştirebilme umuduyla tekrar tekrar aynı şeyi yapmayın. Aynı şeyi tekrar tekrar yaptığınızdaki öğrenme hızınız, koşulları biraz değiştirdiğiniz tekrar yöntemindeki kadar hızlı olmayacak ve daha sonra kendinize yeni anıları birleştirmek için zaman tanıyacaksınız.

Zaten iyi yaptığınız bir beceriyi, aynı yöntemle ufak değişikliklerle tekrar ederek ve düzeltmeye devam ederek daha da iyi yapabilirsiniz.

Ve çok daha hızlı. Bu, uzmanlığa giden en hızlı yol olarak belirtiliyor araştırmada. Umarım uygulayıp faydasını görebiliriz.

13 Mar 2018

biz tepkilerimiziz

90/10 sırrı veya 80-20 kuralı da deniyor. İstatistiksel oranları az farklarla değişen ve farklı isimlerde birkaç kural mevcut. Bunların ortak paydası bir sistemdeki etkilerin (veya sorunların) büyük bir bölümünün, sistemdeki etkenlerin çok az bir bölümünden kaynaklandığını iddia etmeleri. Birçok alanda birçok örnek mevcut olmakla birlikte ben sosyal bir örnekle bu kuralı anlatmak istiyorum:
Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz! Kızınız, kahve fincanına çarpıyor ve bir fincan kahve gömleğinizin üzerine dökülüyor... Biraz önce olan olay üzerinde hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklarsa sizin davranışınıza göre belirlenecek: Lanet ediyorsunuz. Kahveyi üzerinize döktüğü için kaba bir şekilde kızınızı azarlıyorsunuz. Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve kahve fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz. Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle üst kata çıkıyor ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz. Aşağıya indiğinizde kızınızı, ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz. Kızınız otobüsü kaçırıyor. Eşinizinse işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz. Geç kaldığınız için, saatte 50 km hız sınırlaması olmasına rağmen, saatte 70 km hızla gidiyorsunuz. 15 dakikalık gecikmeden ve hız sınırını aştığınız için yediğiniz trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz. Kızınız size "Hoşçakal" bile demeden binaya koşuyor. İşyerinize 20 dakika gecikmeyle varıyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz. Gününüz korkunç bir şekilde başladı! Devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz. Eve ulaştığınızda eşiniz ve kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz. Neden?

Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak! Neden kötü bir gün geçirdiniz?
A) Kahve sebep oldu
B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz

Cevap "D" şıkkı. Kahvenin dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu.

Sizin gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu. Olabilecek ve olması gerekense şöyleydi: Üzerinize kahve sıçradı! Kızınız ağlamak üzere. Siz nazikçe "Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek." diyorsunuz. Havluyu kaptığınız gibi üst kata çıkıyorsunuz. Gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra aşağıya iniyorsunuz ve aynı anda pencereden kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz. Kızınız geri dönüp el sallıyor. Siz ve eşiniz işe gitmek için birlikte çıkmadan önce öpüşüyorsunuz. İşe 5 dk erken geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor. Farka bakın! İki farklı senaryo. İkisi de aynı başladı, fakat farklı bitti. Neden?
Çok az insan, bu etki-tepki durumunun farkındadır. Bu kuralı bilmeyen pek çok insan da gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve baş ağrısından acı çekmektedir.

Kural nedir? Hayatınızın çok az yüzdesi, sizin kontrolünüz dışında başınıza gelenlerden oluşur. Geri kalan büyük yüzdesiyse, bu başınıza gelenlere sizin nasıl tepki verdiğinize göre şekillenir.

İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar. İnsanlar hasta olurlar. Arabalar bozulurlar. Uçaklar geç kalır ve bütün planlarımızı alt üst ederler. Trafikte bir sürücü canımızı sıkabilir vesaire.... Bu az yüzdelik kısım tamamen bizim kontrolümüz dışında gerçekleşir. Diğer büyük yüzdelik kısım farklıdır ve o kısmı siz belirlersiniz. Nasıl mı? Olaylara yaklaşımınızla. Gerçekten olanların az bir kısmında hiç bir kontrolünüz yok. Geri kalan kısım ise, sizin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak gelişmekte...

27 Oca 2018

hislerin gücü adına

Şuradaki, hissel kontrolle ilgili yazı hoşuma gitti, Türkçe'ye kazandırmak istedim.



Bazen insanlar bizi çileden çıkarırlar. Lâkin, bu durumlar çoğunlukla yanlış anlaşılmadan kaynaklanır. Peki yanlış anlamayı/anlaşılmayı önlemenin en iyi yolu nedir? Kendimizi ve duygularımızı iyi anlamak.
Araştırmacı profesör Brené Brown Rising Strong isimli kitabında bu duruma etkili bir çözüm öneriyor. Kitap dilimize Kuvvetle Ayağa Kalkmak adıyla çevrilmiş:

"Böyle davranmama sebep olan, kafamda oluşan hikayede ..." diyerek başlayın ve oradan devam edin. Sinirlerin ne kadar çabuk yatıştığını görmek sizi şaşırtabilir.

Kafamızdaki İçsel Kurgu

Sizin için önemli biriyle tartıştığınız veya patronunuza kızdığınız ya da yakın bir arkadaşınız tarafından rencide edildiğiniz zamanları ele alalım. Bir süre sonra durumlar yatıştığında, o anda yaşadığım çatışmanın ne kadarı sahiciydi acaba diye hiç düşündünüz mü?  
Veya tersinden bakarsak; Bu olayın ne kadarı kafamda farkında olmadan kurduğum hikayeden kaynaklandı?

Düşünme mekanizmamız gerçekten çok ilginç bir sürece sahip. Bir olayı önceki olaylarla birleştirerek kafamızda bir hikaye kurgulama eğilimine sahibiz.

Brown,  kitabında bu kafadan-hikaye-kurma durumuna şu örneği veriyor: 
Çok yoğun ve yorucu bir iş gününün akşamında eve döndüğümüzde, kocam Steve buzdolabını açıp "Yiyecek hiç bir şey yok, hatta yemek için et bile yok" diye yakındı. Ben de aniden öfkeyle karşılık verdim ve "Yapabileceğimin en iyisini yapıyorum. Sen de alışveriş yapabilirsin!" dedim.
Steve'in ani tepkimle kafası karışmıştı ve neler olduğunu sordu.
Neler olup bittiğini tam olarak biliyordum. Onun söylediği lafı kafamda "benim, dağınık, güvenilmez bir eş ve anne olduğumla ilgili bir hikaye"ye dönüştürmüştüm. Hatamı farkedip özür diledim ve evlilik, ebeveynlik ve meslek hayatımda bir cankurtaran haline gelen şu cümleyle bir sonraki sözüme başladım: ""Böyle davranmama sebep olan kafamda oluşan hikayede yiyecek olmadığı için beni suçladığını sandığım için bozuldum". Gerçek elbette öyle değildi. Steve sadece yorgundu ve acıkmıştı.
Birine kafadan-hikaye-kurma durumunu söylemenin yolu, ilk olarak bunu kendimizin kabul etmesidir. Kafamızdaki kurma eğilimlerini farkedince altlarında yatan sebeplere gidebiliriz. Bu şekilde düşünmemize sebep olan şey neydi? Ardında ne gibi duygular var? Kurduğumuz hikayeleri irdeledikçe, altlarında yatan gerçeklere ulaşabiliriz.

Öte yandan bu hissel açılımı yaparken muhatabınıza karşı savunmasız duruma gelirsiniz. Köpeklerin kaygadan kaçınmak için karınlarını göstermeleri gibi sizin de zayıf duygularınızı diğer kişiye sergilemeniz, karşı tarafın da gardını indirmesine yol açabilir. Ortalık yatıştığında, ikiniz de birbirinizin bakış açısını daha kolay ele alıp meseleye daha adil bir çözüm bulabilirsiniz.

Kafanızdaki kurgu hikayelerle daha iyi çekişebilmeniz için Brown şu üç soruyu kendinize sormanızı öneriyor:
1. Gerçekte olan nedir ve benim varsayımlarım neler?
2. Olaya dahil olan diğer kişiler hakkında bilmem gerekenler neler? 
3. Gerçekten ne hissediyorum? Ve benim bundaki rolüm ne?

Bu, bazı şaşırtıcı keşiflere neden olabilir. Belki de duyduğunuz öfke, daha derinden gelen bir suçluluk, üzüntü veya korkudan kaynaklanmaktadır. Hislerinizin ardında yatan yalın gerçeği incelemek kolay değildir ve her zaman pek hoş olmayabilir, ancak sürekli çatışma ve gerilim içinde yaşamaktan çok daha iyidir. Öyleyse, bir dahaki sefere sevdiğiniz biri tarafından bozulmuş hissettiğinizde veya bir iş arkadaşınız tarafından rencide olduysanız, bir sonraki cümleyi şu söz öbeğiyle başlatın: "Bu söylediğin bana böyle hissettirdi çünkü kafamda şöyle kurguladığımı farkettim..."

Çeviride anlam kaymaları oluşmuş olabilir ama maksat anlaşılıyor sanırım. Yukarıdaki yazıyı,  rencide eden tarafından bakınca şöyle de yorumlayabiliriz bence: Ne söylediğin değil, nasıl söylediğin ve karşındakine ne hissettirdiğin daha önemli. Yani Brené'nin kocası Steve de ağzından çıkan cümlenin nereye gidebileceğine dikkat etmeliydi zannımca. Eskilerin lafıyla "bin kere düşün bir defa söyle." Zamanımızın popüler iletişim tarzına uymuyor değil mi?

23 Oca 2018

5 dakikalık hata ömrünüzden 7 yıl götürüyor

Bloga yazmayalı yıllar olmuş. Bu yazımda bir çeviri çalışması yaptım. Şuradaki yazı beni etkilediği için paylaşmak istedim.

Hepimiz uzun yaşamak istiyoruz değil mi?  Hepimiz sağlıklı yaşamak ve mümkün olan en yüksek yaşam kalitesine sahip olmak istiyoruz. En azından, hepimizin bunu istediğini varsayıyorum.

Tekrar tekrar ve açık açık yapılan tüm uyarılara rağmen, nüfusumuzun en az %40'ı, hayatlarımızı yıllarca budadığını bildiğimiz bu her yönden zararlı alışkanlıktan kaçınamıyor.

Evet sigaradan bahsediyorum. Ülkemizde TÜİK verilerine göre, her 5 kişiden en az 2'si sigara tiryakisi görünüyor. Çok vahim bir tablo. Her ailede en az 1-2 sigara tiryakisi var yani. 

Peki insanlar sigaraya nasıl başlıyor? En azından bir kerelik denemeyle tabii ki. 

Bu sorun dünyada da araştırmalara konu oluyor.  Bilim, tek bir sigara denemesinin (cidden sadece bir tane) insan ömrünü yıllarca kısaltan bir alışkanlığa dönüşme ihtimalini ortaya koymuş durumda. 

Yazıya göre İngiltere merkezli iki çalışmada araştırmacılar, sigarayı deneyenlerin en az % 60'ının günlük sigara içmeye başladıklarını ve bu günlük alışkanlıklarının ortalama yaşam süresinden 7 yılı alıp götürdüğünü bilimsel yöntemlerle ve verilere dayandırarak bulmuşlar.  

İlk olarak, 7 yıl...

İlgili araştırmada, 600.000'den fazla insanın biyolojik verileri ve yaşam ömürleri incelenmiş. İnsanların yaptıkları iki şeyden hangisinin ömür üzerinde en olumsuz etkiye sahip olduğu bulunmuş: (1) sigara içme ve (2) aşırı kilolu olmalarına neden olan davranışlar. 

Bu bilgi sağlam veriye dayandırılmış. Araştırmacılar, çok sayıda insanın verilerini inceledikleri için, sigara içme alışkanlıklarına veya çevrelerine dayanarak insanların yaşam sürelerini sigarayla ilişkilendirmeyi başarmışlar.

 Çalışma, geçtiğimiz 2017 Ekim ayında Nature dergisinde yayınlanmış. Araştırma ekibinden Dr Peter Joshi şöyle diyor: "Çalışmamız, yaşam tarzı seçimlerinin nedensel etkisini tahmin etmiştir. Günlük ortalama bir paket sigara içmek, ömrünüzü 7 yıl kısaltırken, vücut ağırlığınızdan bir kilo kaybetmeniz ömrünüzü iki ay arttıracaktır." 

Ve sonra, %60...

Bu arada, sigarayla ilgili ikinci bir çalışmada, Londra Queen Mary Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, ABD, İngiltere ve Avustralya'daki 215.000'den fazla insanın diğer tıbbi araştırmalarda sağladıkları bilgileri incelemişler.
 
Veriler, yalnızca-bir-kere bile olsa sigarayı deneyen insanların yüzde 60 ile yüzde 77 oranında, geçici de olsa günlük sigara içicilere dönüştüğünü göstermiş.
  
Wolfson Önleyici Tıp Enstitüsünden baş araştırmacı, profesör Peter Hajek, "Bu, tek bir deneyimle sigaranın ciddi bir bağımlılık yaptığının, bu kadar geniş bir veri setiyle belgelendiği ilk çalışmadır" diyor. Çalışma, geçtiğimiz sene Nikotine & Tobacco Research dergisinde yayınlanmış. 

İyi haber (ve kötü haber)

Bu sonuçlar, hem sigarayı deneyen insanlar hem de en azından geçici-tiryaki olan çoğunluk için kötüye işaret ediyor.  Fakat iki olumlu gelişme bu vahim sonuçları bir nebze olsun hafifletiyor.
 
1. Sigarayı yalnızca-bir-kere deneyen insanların yüzdesi son yıllarda keskin bir düşüş göstermiş.  
2. Sigara içmeye başlamış olsanız bile, "7 yıl" çalışması, sigarayı başarıyla bırakan insanların zamanlarının çoğunu veya tamamını geri alabileceğini keşfetmiş.

Esas kötü haber şimdi geliyor! Sigara alışkanlığı geliştiren ve bırakmaya çalışanların yalnızca % 20'si gerçekten başarıyormuş. Diğer taraftan, bu oran, son on yılın ortalaması olan %15'in üstünde. Ve bu büyük bir iyileşme olarak görülüyor.

Peki o ilk hatayı yapmak ne kadar uzun sürüyor? Yani yalnızca-bir-kere sigara içmek? Belki 5 dk.

Geçmişte bazen veya tesadüfen sigara içmişseniz ve uzatmadan bıraktıysanız ve geriye dönüp özlem duymadan hayatınıza devam ettiyseniz, kendinizi şanslı olanlar arasında sayın. Artı 7 yılınızın ve sigarasız yaşam kalitenizin tadını çıkarın.

29 Tem 2016

yabancı dili geliştimek için



Her iki siteye de google veya facebook hesabıyla veya yeni hesap açılarak giriş yapılabiliyor. Tavsiye ederim. Öncelikle kendi anadilinizi seçiyorsunuz. Web sitesi sizinle o dilde iletişim kuruyor. Öğrenmek istediğiniz dile göre de dersleri alıyorsunuz.

Az da olsa sürekli günlük dozlara maruz kalmak kalıcı gelişim sağlar diye düşünüyorum. Uygulamaları telefona da yuklenebiliyor.

13 Şub 2013

teori - pratik

Şu sıralar elime yeni aldığım 'Akıldışı Ama Öngörülebilir' isimli kitapta okuduğum bir cümleyi daha önce de duymuştum ancak kim tarafından söylendiğini bilmiyordum. Söyleyeni Harvardlı iktisatçı Alvin E. Roth imiş. Cümle şu:
"Teoride, teori ve pratik arasında hiçbir fark yoktur, ama pratikte epey bir fark vardır" 
Duke Üniversitesinde psikoloji ve davranışsal iktisat profesörü olan Dan Ariely'nin, verdiğimiz kararların akıldışılığı üzerine yaptığı çalışmaların kitaplaştırıldığı ve orjinal adı 'Predictably Irrational' olan bu eserde gayet yalın bir dil kullanılmış, kolay okunuyor. Pazarlama, davranışsal iktisat, psikoloji, ve ekonomiye ilgi duyanların bu kitabı da okumak isteyeceğini düşünüyorum. Benim okuma sebebim ise maruz kaldığımız psikolojik pazarlama yöntemlerinin kararlarımızı nasıl etkilediğini merak edişim oldu.

30 Oca 2013

don't say "i'm bored"



Çarçabuk çevirisi:
"Sıkıldım" demek işe yaramaz bir şeydir. Yani, en küçük yüzdesini dahi görmediğimiz çok büyük, uçsuz bucaksız bir alemde yaşıyoruz. Kafamızın içi, zihnimizin kendisi bile sonu gelmeyen bir mecra ve manen sürekli çalışıyor, bunu anlayabiliyor muyuz?  Yaşıyor olmamız gerçeği bile müthiş bir şey iken "Sıkıldım" diyor olamayız.

- Louis C.K.

14 Oca 2013

huzur istemiyorsan, yap bunlari

Şu sayfada gördüğüm liste çok ilginç bir kara mizah örneği olarak bende paylaşma isteği doğurdu. Buyrun siz de gülün (ve düşünün):

Huzur istemiyorsanız bunları yapın (kaynak)
- En ufak şeye bile kafayı takın.
- Mümkün olduğunca geç kalkın.
- Hayatta karşılaştığınız her şeyi ama her şeyi değiştirmeye çalışın.
- İçinizden bir şeyi eleştirmek geçmişse mutlaka eleştirin, korkmayın.
- Bir şeyler ters gidiyorsa başkalarını suçlayın.
- Çevrenizde olan biten her şeyi kendiniz kontrol edin.
- Kusursuz olmaya çalışın.
- Konuşmak için hazırlık falan yapmayın.
- İçinizden geldiği gibi konuşun.
- Başkalarının haklı olmasına müsade etmeyin. Şımarırlar!
- Bir çok işi aynı anda yapabilirsiniz.
- Kendinizi sınırlandırmayın.
- Neden daha iyi durumda olmadığınızı düşünüp durun. Bu sizi ileriye götürür!
- Bir iş yaptıysanız herkesin onaylamasını bekleyin ve sağlayın.
- Yaptığınız iyilikler unutulur. Onları sıklıkla hatırlatın.
- Öfkelendiyseniz harekete geçmek için beklemeyin. Unutmayın öfkenizi içinizde tutarsanız size zarar verir.
- Sizden başkasının bilgisine güvenmeyin. İşinizi kendiniz halledin.
- Birilerine minnet duyarsanız bunu içinizde tutun. Gurura kapılmasınlar.
- İnatla savunduğunuz şeyler varsa kesinlikle geri adım atmayın. İlk fırsatta sizi haksız çıkarırlar.
- Birilerinin sözünü kesmeniz gerektiğinde kesin. Saçmalıkları dinlemek zorunda değilsiniz. sizin vaktiniz çok değerli.
- Elde ettiğiniz şeyleri unutun, elde edemediklerinizi düşünün. Daha fazlası her zaman iyidir ;)
-  Sabırsız biri iseniz öyle kalın. Sabrınızı geliştirirseniz üzerinize daha fazla gelirler.
- İnsanlarla konuşurken gözlerinin içine bakmayın. kendilerini bir şey sanırlar.
- Mümkün olduğu kadar az gülümseyin hatta hiç gülmeyin. Karşınızdakiler cıvımak için fırsat arıyor. Ciddi olun!
Sitenin diğer yazıları için tıklayın.

29 Ara 2012

branded - markalı

Yazılarımda genellikle film tanıtımı yapmam. Ancak 2012 yapımı Branded filmine torpil geçeceğim. Tanıtım videosunu paylaşıyorum. IMDB'den de izleyebilirsiniz.

Büyük markaların eline düşmüş ve bozulmuş bir nüfusun yaşadığı karşı-ütopik bir gelecek düşünün. Bu komplonun ardındaki gerçeğin kilidini açmak isteyen bir adam dünyayı kontrol eden gizli güçlerle epik bir savaşa giriyor. İzlemeye değer buldum...


Şu sıralar yaşadığımız dünya da filmde anlatılandan çok farklı değil. Tehlikenin farkında mıyız?

19 Kas 2012

ölümsüz kalp (kayıp gül 2)

Yaklaşık altı aylık bir aradan sonra tekrar merhaba. Birtakım nedenlerle artık sosyal medyada aktif değilim. Arada sırada yazılarıma denk gelebilirsiniz. Bu yazıda sizlere, yeni bitirdiğim ve severek okuduğum çok hoş bir kitaptan bahsedeceğim;

Kayıp Gül 2: "Ölümsüz Kalp"
(Serdar Özkan)
(hepsiburada'dan satın almak için resme tıklayın)

İkizini bulmak için kalbinin derinliklerine doğru masalsı bir yolculuğa çıkan Diana'nın bu macerasına katılmanızı tüm kalbimle istiyorum. Yazı dili bazı okuyuculara yüzeysel ve çocukça gelebilir. Ancak bana göre, gayet derin anlamları sade bir dille anlatabilmiş olması nedeniyle, "Ölümsüz Kalp", her yaştan insanın okuyabileceği 274 sayfalık farklı bir roman. Zira "Küçük Prens"i veya "Martı"yı okumuş olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Sevdiklerinize verebileceğiniz en güzel hediyelerden biri olan bu eser, bir çok dünya diline de çevrilmiş durumda. Yazarın diğer kitaplarına şuradan bakılabilir. Kitaptan kısa bir alıntıyla bitireyim:
"Her zaman görünen ötesinde görünmeyen bir gerçek vardır" dedi Bay Görünenin Ötesi. "Gördüğümüz gerçeklerin görmediklerimize oranını anlamak için bir buzdağının su üstünde kalan kısmıyla su altında kalan kısmının oranına bakmamız yeter." 

28 Haz 2012

hangisi kazanacak?

Merhaba, bu yazıda birçok yerde çeşitli dillerde bulabileceğiniz bir kızılderili hikayesini paylaşmak istedim:
İhtiyar kızılderili torununa hayat hakkında ders veriyormuş:
 “İçimde bir savaş var” diye başlamış ihtiyar: “İki kurt arasında çok çetin bir savaş… Kurtlardan biri çok kötü, hep kızgın, kıskanç, üzgün, kaprisli, kendini beğenmiş, kendine acıyan, yalancı, gururlu, şüpheci… Diğer kurtsa iyi bir kurt, neşeyle dolu, barış içinde, kalbi temiz, sevgi ve ümitle dolu, yüreği geniş, candan, şefkatli… Ve bu iki kurt bende, sende var, herkeste var. Bu kurtların savaşı, herkeste var…”
Kızılderilinin torunu biraz düşünmüş ve sormuş; “Hangi kurt kazanacak?”
İhtiyar kızılderili şöyle demiş; “Hangisini beslersen o kazanacak.” 
Hangi kurdu besliyorsunuz? Birinci kurdun kolay beslendiğini fakat diğerinin zor beslendiğini farketmişsinizdir sanırım. Kendinizle antremanlar yapmanız gerekli ve bu konuda tek başınıza da değilsiniz. Tabii istediğiniz kurdu beslemek de bir seçenek.

26 Ağu 2011

Mutlaka okunmalı: yüz eşyayla yaşamak


Amerika öyle bir büyüdü ki ekonomisi çöktüğünde ona bağımlı kalan devletler de bu çöküşün altında kalacaklar. Kendi öz kaynaklarımızla yetinip yarı aç da olsak, kısa sürede tüm bağımlı ekonomilerden sıyrılıp bağımsız olmanın yolunu bulmalıyız.

Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak!

Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.

Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.

Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'Mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.

YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!

Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor. Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar. Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka!

Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeles lı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp *Happy *(*Mutlu*) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor. New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?

Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan m aymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

-- Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,

-- Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10–20 kat büyük evlere sahip olmak,

-- Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,

--Okumadığımız kitaplara sahip olmak, —Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,

-- Bize günde 3–5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,

-- Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,

-- Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,

-- Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak… Ya da sahip olduğumuzu sanmak…

-- Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar... O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?

Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz. Ah bunu bir anlayabilsek...

Doç .Dr. Erol ERÇAĞ

23 May 2011

"annelik ve ahlâk insanda zaten vardır ve öğretilmesine gerek yoktur." mu acaba?

Yine bir alıntı yazısıyla paylaşım yapmak istedim. Okuduğum bir kitaptan çarpıcı bir tespiti paylaşmak istedim:
Annelik duygusu biyolojik, fakat ifade tarzı kültüreldir; yani annelik, öğrenilebilir. Fakat çağımızda, gerek Batıda, gerekse Türkiye'de sosyal bağlar, eskiye göre çok zayıflamıştır. Yaşlılar annelik tecrübelerini gençlere aktaramamakta, genç anne bu bilgileri başka kaynaklardan öğrenmeye çalışmaktadır. Oysa ideal olan, anneliğin eğitim sistemi içerisinde bilimsel olarak öğretilmesidir. Buradaki ihmal, "Annelik duygusu temel bir duygudur, insanda zaten vardır, öğretilmesine gerek yok." anlayışından kaynaklanır. Aynı düşünce, ahlâk konusu için de geçerlidir. "İnsan ahlâklı olmalıdır. Bu duygu insanın doğasında var olduğu için öğretilmesine ve anlatılmasına gerek yoktur." diye düşünülür. Modernitenin sunduğu bu görüşün eğitim sistemi tarafından onaylanması böyle bir sonuç doğurmuştur.

Kaynak: N. Tarhan, Kadın Psikolojisi, 2005, (syf. 304)

blogun yeni görünümleri

Merhabalar, uzun (x 10^2) zamandır bloga yazmadığımdan yenilikleri farketmemiştim. Bugün okuduğum bir kitaptan çok hoşuma giden bir yazıyı paylaşmak için blogger'a girince şu sayfayı önerdi. Talimatları kendi bloguma uyguladığımda ortaya hoş görünümler çıktı. İlgili sayfadaki önergeleri uygulayarak siz de deneyebilirsiniz. İşte benimkiler:

Blogger currently offers five dynamic views for its public blogs. These views are only accessible if allowed for by the blog author.

21 Eyl 2010

tarihi romanlar

Güzel yazılarını ilgiyle takip ettiğim arkadaşım Murat'ın blogunda yayınladığı Tarihi Romanlar yazısında (onu da okuyun) önerdiği kitaplar, Osmanlı tarihiyle pek ilgili olmadığımı düşünmeme rağmen, akıcı bir kurguyla yazılmış kitapları okumayı sevdiğim için merakımı celbetti ve ilk kitap olan 'Dünyanın İlk Günü'nü Ramazan bayramından hemen önce edindim. Yaklaşık 700 sayfa olan bu cep boy kitabı bir haftaya kalmadan bitirmiştim ve romanın leziz tadı dimağımda kalmıştı. Böylece Murat'ın paylaşımı üzerinden Osmanlı tarihine merak sarmış oldum ve diğer kitapları da önerilen sırayla okumak için edinmeye başladım. Fakat ikinci kitap olan Imprimatur'un elime geçmesi biraz uzun sürünce, listedeki beş kitaptan üçünün yazarı olan Okay Tiryakioğlu'nun 'Kumandan' isminde bir kitabı daha olduğunu kitapçıda gezinirken öğrenip hemen aldım. Şimdilik onu okuyorum. (Bu arada, ben araştırırken, en uygun fiyatlar D&R internet mağazasındaydı; alacak olursanız hepsini toptan sipariş verebilirsiniz) 'Kumandan'ı bitirince, listedeki sıraya göre okumaya devam edeceğim. Bakalım ne kadar sürede okuyacağım :)

Murat'ın yazısından kitaplarla ilgili kısmı alıntılıyorum:



Dünyanın İlk Günü: Genç yazar Beyazıt Akman'nın ilk kitabı ve devamı gelecek gibi görünüyor. Yazar yurtdışında yaşıyor ve romanı yazarken dünya çapında saygı görülen kaynaklardan ve arşivlerden yararlandığını belirtiyor. Kitabın konusu kısaca Fatih Sultan Mehmet'in tahta çıkış süreci ve İstanbul'un fethi. İlk bakışta konu çok sıradan ve basit görülebilir fakat kitap o kadar harika kurgulanmış ki kitabı okuduktan sonra Topkapı sarayının önünden geçerken sanki Fatih Sultan Mehmet hala sarayda yaşıyor, Yedikule surlarının önünden geçerken kuşatma daha dün sonlanmış ve başınızı kaldırıp burçlara baktığınızda o ihtişamlı kıyafetleriyle yeniçerileri görecekmiş gibi hissediyorsunuz. En çok beğendiğim ilk 3 kitap arasında olduğunu hiç tereddütsüz söyleyebilirim. Kitapla ilgili daha fazla bilgiyi web sitesinden alabilirsiniz.


İmprimatur: Viyana kuşatması esnasında İtalya'da geçen olayları anlatıyor. Kuşatma altındaki insanların ruh halini ve o zamanlar hakkında bilgi almak için oldukça başarılı bir eser. Tabii ki kuşatmayı yapanlara kuşatma altındakilerin gözüyle bakma fırsatı da veriyor. (ŞG notu: Bu kitabın bir de CD'si var ve kitabı okurken CD'deki müzikleri dinleyerek iyice havaya girebiliyorsunuz :))


1453 Kuşatma: Bu ve bundan sonraki 3 kitap ise Okay Tiryakioğlu'na ait. Kitaplar kadar yazarın yaşam tarzı ve hayatı da son derece ilginç. Yazar aynen Jack Kerouac'in Amerika'da yaşadığı gibi farklı bir coğrafya olan Asya steplerinde yaşayarak bu romanları yazıyor. 1453 Kuşatma da diğer bir Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul kuşatması hikayesi, bu romanı diğerinden ayıran ise daha çok Fatih'in o süreç içerisindeki ruh halini anlatmaya çalışması.


Yavuz: Yavuz Sultan Selim'in nasıl 8 sene kısa bir sürede devletin sınırlarını 2,5 katına çıkardığının, babası, kardeşleri ve dünyanın 2 büyük devleti olan Memlük ve Safevilerle olan mücadelesinin hikayesi. Romanı okurken saltanat süresi boyunca siz de Yavuz ile seferden sefere çıkıyor ve roman ilerledikçe nasıl ki etrafındakiler Yavuz'un korkusu ve azametiyle tir tir tiriyorsa siz de onların duygularını hissetmeye başlıyorsunuz.

Kanuni: Kitabın alt başlığından da anlaşılacağı gibi babası Yavuz'un kılıçla yaptığını adaletle yapmaya çalışan ve dünyaya Muhteşem diye ün salmış bir hükümdarın hikayesi. Romanı okurken Muhteşem ünvanını tam anlamıyla hak ettiğini görüyorsunuz. Diğer kitaplarda da olan devşirme ve Türk vezirlerinin çekişmesi bu romanda daha fazla vurgulanıyor. Ayrıca roman yazımında da farklı bir teknik kullanılmış.









İyi okumalar :)

4 May 2010

gidiyorum gündüz gece

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba. Bu yazıda sadece çok sevdiğim bir parçanın 91 kişilik harika bir yorumunu dogaicincal'dan paylaşmak istedim.

Doga icin Cal 2 / Uzun ince bir yoldayim - official video from Doga icin cal on Vimeo.

20 Mar 2010

einstein'dan sozler


Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba :). Aydan aya da olsa yazmayı bırakmadığımı bilmenizi isterim. Evet, bu seferki konumuz Einstein. Albert Einstein'ın bilim dünyasına katkısından bahsetmek gibi büyük bir işe girişmek beni aşar. Ancak stumbleupon üzerinden bulduğum şu stanford sayfasında toplanmış olan, Einstein'ın çeşitli zamanlarda söylemiş olduğu özlü sözler fena halde hoşuma gitti ve bazılarını paylaşmak istedim. Açıkçası facebook'ta zaman zaman çevirilerini paylaştığım bu sözleri bir araya getirip blogda toplamak iyi olur diye düşündüm. Çevirilerimde hata varsa yorum yazın; hemen düzeltebilirim. Daha iyi bir çeviriniz varsa ya da sizin çevirdiğiniz bir söz olursa seve seve eklerim. Eklemeler için arada bir bakabilirsiniz.

"We can’t solve problems by using the same kind of thinking we used when we created them."
"Problemleri, onları yaratırken kullandığımız düşünme biçimini(n aynısını) kullanarak çözemeyiz."

"Education is what remains after one has forgotten everything he learned in school."
"Eğitim, okulda öğrenilenlerin tümü unutulduktan sonra geriye kalandır."

"Peace cannot be kept by force. It can only be achieved by understanding."
"Barış zorla sağlanamaz; barışa ancak birbirini anlamayla ulaşılabilir."

"The eternal mystery of the world is its comprehensibility."
"Alemin en ezeli ve ebedi esrarı onun anlaşılır olmasıdır."

"Any intelligent fool can make things bigger, more complex, and more violent. It takes a touch of genius -- and a lot of courage -- to move in the opposite direction."
"Herhangi bir yetenekli ahmak, bir durumu daha büyük, daha karmaşık ve daha azılı hale getirebilir. Aksi yönde hareket etmek dahiyane bir nitelik -ve bir hayli yürekli olmayı- gerektirir."

"Everything should be made as simple as possible, but not simpler."
"Herşey mümkün olduğu kadar sade olmalı fakat basit değil." *

"Reality is merely an illusion, albeit a very persistent one." [recommended link]
"Gerçeklik, çok kalıcı da olsa, sadece bir yanılsamadır."

"Gravitation is not responsible for people falling in love."
"İnsanların aşka düşmesinden yerçekimi sorumlu değildir."

"Put your hand on a stove for a minute and it seems like an hour. Sit with that special girl for an hour and it seems like a minute. That's relativity."
"Kor-ateş bir kömürün üzerinde elini bir saniye tutmak, bir saat gibi gelir. O özel kızla birlikte bir saat geçirmek, bir saniye gibi gelir. İşte bu göreliliktir."



*Ayşe K.

20 Oca 2010

beynin çekmeceleri

Beyinlerimiz tıpkı evlerimiz gibidir. Çekmeceler ve dolaplardan oluşur. Beynimize giren her bilgiyi bu çekmece ya da dolaplardan birine tıkıştırırız. Çünkü; ortalığın dağınık olması evde olduğu gibi beynimizde de konforumuzu kaçıran bir durumdur. Parası olmayanların evinde az dolap ve çekmece olması gibi zihinsel ve fikirsel açıdan fakir olanların da beyinlerinde çekmece ve dolap sayısı azdır. Mesela; çevremizde çok sayıda iki çekmeceli beyinler vardır. Her bilgi, olay veya kişiyi; iyi - kötü ya da bizden - onlardan şeklinde ikiye ayırır, ne var ne yok her şeyi bu iki çekmeceye taksim ederler. Bu iki çekmeceli sistemi biraz olsun geliştirip beyinlerine bir kaç çekmece daha ekleyenler bir iki farklı kategorizasyon daha yapmayı başarabiliyorlar. Bu tabii insanlık için küçük ama onlar için önemli bir adım. Bir bakmışsın ki aynı çekmeceye salatalık soyacağı, çizmeler, ödenmemiş faturalar, çamaşır suyu ve nişan yüzüğü denk gelmiş. Olabilir ama sonuçta ortalık pırıl pırıl. Hiç bir dağınıklık yok, kafa konforu yerinde.

Ben evde değil ama beyinlerde dağınıklıktan yanayım. Ya da çok okumak, düşünmek, kafa yormak ve bu sayede yüzbinlerce yeni çekmece edinmek lazım. Edinmek de yetmez edinmeye devam etmek de lazım. Eyvah çok didaktik oldum, kendimden sıkıldım.
[Yazı ve resim alıntıdır]