28 Haz 2009

titanyum yerine tahta protez

Aşağıdaki haber beni nedense heyecanlandırdığı için paylaşmak istedim. Bunun protez dünyasında büyük bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Bence bu malzeme sadece protez yapmak için değil başka ürünler yapmak için de rahatlıkla kullanılabilir gibi geliyor. Mesela tahtanın kullanıldığı heryer :)

gp_489049.jpg
İtalyan uzmanlar, tahtadan yapılmış, gerçeğinden farksız kemik protez maddesi geliştirdi.

Araştırmacı ekip ilk önce tahtada bulunan su ve proteni ayırmak için tahtayı ısıttı. Isıtma işleminden sonra geriye tahtanın karbon iskeleti kaldı. Daha sonra bu maddeyi karbondioksit ve oksijenle reaksiyona sokarak kalsiyum karbonatı elde ettiler.

Faenza kentinde bulunan Seramik Teknolojisi ve Bilimi Enstitüsü`nde görevli uzmanlar tahtadan elde edilen bu beyaz maddenin (Kalsiyum karbonat) kimyasal olarak kemikten bir farkının olmadığını açıkladı.

Uzmanlar, gözenekler ve kanallar sebebiyle tahtanın vücuda titanyumdan daha kolay entegre olabilme özelliğine dikkat çektiler.

Kemikle benzer yapıda olmasına rağmen, aşınma ve çürüme riskinden dolayı protez için elverişli bir madde olmayan tahtanın, gözenekli yapısı muhafaza edilerek temel elementlerinin kemik yapısına dönüştürüldüğü kaydedildi.

Kaynak

10 Haz 2009

tek kollu judocu

Yeni değil ama işte size hayattan feyz alınacak bir öykü daha!

Japonya'da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış. Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmekle birlikte bu hayali de yıkılan çocuğunun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya'nın ünlü bir Judo ustasına gidip yapılacak bir şeyin olup olmadığını sormuş. Hoca "Getir çocuğu, bir bakalım" demiş. Ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına. Hoca çocuğu süzmüş ve "Tamam. Yarın eşyalarını getir, çalışmalara başlıyoruz." demiş.

Ertesi gün çocuk geldiğinde, hocası ona bir hareket göstermiş ve "Bu hareketi çalış" demiş. Çocuk bir hafta aynı hareketi calışmış. Sonra hocasının yanına gitmiş ve "Bu hareketi öğrendim, başka hareket göstermeyecek misiniz?" diye sormuş. Hocanın cevabı "Çalışmaya devam et" olmuş.

İki ay, üç ay, altı ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş ve bu bir yıl boyunca hep o aynı hareketi tekrarlamış. Sonunda hocanın yanına tekrar gitmiş ve "Hocam bir yıldır aynı hareketi yapıyorum. Bana başka hareket göstermeyecek misiniz?" demiş. Hoca yine "Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz." diye cevap vermiş.

İki yıl, üç yıl, beş yıl derken çocuk judodaki 10. yılını doldurmuş. Bir gün hocası yanına gelip "Hazır ol! Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın!" demiş. Delikanlı şok olmuş. Hem sol kolu yok, hem de judo da bildiği tek hareket varmış ve ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş ama hocasına saygısından ses çıkarmamış.

Turnuvanın ilk günü, delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. Derken, ikinci, üçüncü maç, çeyrek final, yarı final ve final! Finalde delikanlının karşısına ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış. Tam bir üstat! Delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş ve "Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakın hele. Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var. Bu kadarı bana yeter. Bari, çıkıp da rezil olmayayım izin verin turnuvadan çekileyim." demiş. "Olmaz!" demiş hocası. "Kendine güven, çık dövüş. Yenilirsen de namusunla yenil." Delikanlı çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış ve TAK! Yenmiş rakibini ve şampiyon olmuş.

Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş, "Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım?" diye sormuş. Hocası da "Bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. Bu bir. İkincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir!"

"İnsanların eksiklikleri bazen, aynı zamanda en güçlü tarafları olabilir. Ama yeter ki bu eksiklik kafalarında olmasın!!!"

8 Haz 2009

HERGÜN BİR YERDEN GÖÇMEK

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi

Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Mevlana Celaleddin Rumi

24 Nis 2009

dilbert - yetenek :) [komik]

Uzun bir aradan sonra kısa bir komik pas verip kaçayım yeniden...

Mühendis Dilbert çizgi serisini bilenler bilir. Paylaştığım videoda, Küçük Dilbert annesiyle doktora gidiyor... Animasyonda geçen konuşmayı da alta ekledim. Trajikomik :) Özellikle de mühendisseniz... İzleyin:


Anne: Küçük Dilbert için endişeleniyorum. Diğer çocuklar gibi değil.
Doktor: Ne demek istiyorsunuz?
Anne: Dün, onu bir dakika kendi başına bıraktım. Ve o, TV'yi, saati ve müzik setini sökmüş.
Doktor: Bu çok normal. Çocuklar mutlaka birşeyleri parçalarlar..
(Bu sırada, küçük Dilbert'e diz refleks testi uygular)
Dilbert: Oo!
Anne: Beni endişelendiren kısım, parçaları amatör radyo istasyonu yapmak için kullanmış.
Doktor: Aman Tanrım!
Anne: Bu kötü mü?
Doktor: Normalde EEG çektirirdim. Ama makine çalışmıyor.
(Küçük Dilbert, doktor konuşurken, EEG makinesinin kapağını açıp bir-iki kurcalar ve makine çalışmaya başlar)
Doktor: Durum korktugumdan daha kötü.
Anne: Nedir?
Doktor: Maalesef oğlunuzunda şey var... Yetenek! (Knack)
Anee: Yetenek mi?
Doktor: (Tıp kitabına bakar) Mekanik ve elektronik aletlerle alakalı olağanüstü bir sezgiyle beraber sosyal eksiklikle karakterize edilen ve nadiren rastlanılan bir durum.
Anne: (Endişeli) Normal bir yaşam sürebilir mi?
Doktor: Hayır. Mühendis olacak.
Anne: ühühühüü.
Doktor: Kendini suçlama.
Anne: Zamanla geçer mi?
Doktor: Geçebilir ama dua et geçmesin. Eğer bir mühendis yeteneğini kaybederse sonuçları yıkıcı olabilir...

27 Şub 2009

o uçağa binmiştim

Geçenlerde Amsterdam Schiphol havaalanına inemeyip yakınındaki tarlaya
çakılan TK1951 sefer sayılı Boeing-737-800 tipi Tekirdağ isimli THY
uçağının yaptığı kazayı haberlerde görünce, benim de geçen yaz aynı
uçakla ve aynı saatte Amsterdam'a uçtuğum aklıma geldi. Bir an için
düşen uçakta bulunduğumu hayal ettim ve tuhaf oldum! (O zaman
eğlenceli gelmişti). Hayat değerli geldi yeniden!

Tonlarca ağırlıktaki o metalin, içindeki herşeyle birlikte havada
süzülebilmesi çok garip geliyor bana. Muazzam enerjiler üretilip
tüketiliyor işlem sırasında. Düşme ve çarpma durumlarında oluşan
eylemsizlik ve tork ise yine ciddi boyutlarda. Tesellim ise herhangi
bir patlamanın meydana gelmemiş olması. Medyadan takip edeceğiz,
bakalım neler kazılacak bu olayın altından. Ölenlerin yakınlarına
sabır diliyorum...