6 Şub 2008

canım kızıma / canım oğluma mektup

Benim yaşlandığımı düşündüğün gün (ki yaşlı olmayacağım),
Sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış.

Yemek yerken üstümü kirletirsem,
Üzerimi değiştirecek gücüm yoksa,
Lütfen sabırlı ol.
Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla...

Seninle konuşurken,
Sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam,
Sözümü kesme, beni dinle.

Sen küçükken,
uyuyana kadar sana aynı hikayeyi
1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum...

Banyo yapmak istemediğimde,
Beni utandırma ya da azarlama,
Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla…

Yeni teknolojiler karşısındaki cahilliğimi görürsen,
Bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam,
Lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı.
Eğer hatırlayamazsam, sinirlenme.
Çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil,
Senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.

Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim.
İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi, yaşamı göğüslemeyi...

Eğer birşey yemek istemezsem, baskı yapma bana.
Ne zaman yemem ya da yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim.

Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde,
Bana elini ver.
Tıpkı benim sana ilk adımlarını atarken elimi verdiğim gibi...

Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi
ve ölmek istediğimi söylediğimde,
Kızma. Birgün anlayacaksın...

Yaşımın, zevk alma değil,
Artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış...

Bir gün şunu anlayacaksın:
Hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım
ve senin yolunu hazırlamaya çalıştım...

Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın ya da güçsüz hissetme kendini...

Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin...

Yürümeme yardımcı ol ve yolumu sabırla sevgiyle bitirmeme...

Benim için yaptıklarını,
bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım
çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum oğlum/kızım
Ve hep seveceğim.
Bunu sakın unutma...

BABAN ve ANNEN

RSS nedir? sorusuna bir cevap daha



Türkçe bilişim sayfası ŞiftDileytNet de RSS nedir? sorusuna cevap vermiş. Öğrenmek isteyenler için oldukça yararlı olacaktır. Herkesin kullanmaya başlaması gerek bu web teknolojisini artık.

4 Şub 2008

soğuk algınlığı ve grip (2)

Kendi geçirdiğim hastalıktan yola çıkarak, edindiğim bilgileri herkesle paylaşmak istiyorum. Çünkü tamamen iyileşmem 3 haftamı aldı!

Şuradaki yazıdan da kısmen yararlanarak soğuk algınlığı ile ilgili bilgiler vermek istiyorum. Bir iki ay geç kalmış bir yazı olsa da herkesin işine yarayacaktır. Hepimizin bildiği gibi şu sıralar kuzey yarımkürede kış mevsimi ve özellikle ülkemizde kışlar soğuk geçer. Dolayısıyla soğuk algınlığı ihtimali çok yüksektir bu aylarda. Fakat aşağıdaki maddeleri gündelik hayatımızda uygularsak hasta olma riskini de en aza indirebiliriz. Az çok hepimizin bildiği şeyler bunlar:

-- Ellerinizle yüzünüze dokunmaktan kaçının. Soğuk algınlığı virüsleri, göz, burun ve ağız yoluyla kolayca vücuda girebilir.
-- Özellikle ellerinizi sık sık yıkayın.
-- Hasta olan ve olması muhtemel insanlardan mümkün olduğunca kaçının. Bu, gerçekten de başarılabilir :) Herkesi öpmenize gerek yok.
-- Etrafınızı temiz tutun. Soğuk algınlığı virüsleri, ofiste telefonlarda, klavyelerde, farelerde veya merdiven tutamaklarında üç saate kadar yaşayabilir. Toplu taşıma araçlarında, özellikle tutamaklarda virüsler de (veya mikroplar da) seyahat eder :). Eğer sıklıkla dokunduğunuz yerlere hasta birisi dokunduysa buraları bir dezenfektanla temizlediğinizden emin olun.
-- Hastalığı ilk hissettiğinizde ekinezya ve bitki çaylarıyla vücut direncinizi artırın. Tavuk suyu çorbası da süper bir destektir.
-- Bol bol C vitamini ve vitamin desteği alın. Örneğin, her gün portakal suyu içmeyi veya portakal tüketmeyi deneyin. Kivi de bir alternatif.
Ve eğer hasta olan sizseniz, iyileşene kadar ortalıkta dolaşmayın, evinizde dinlenin. Düşünceli olun ve virüsü yaymamak için hapşırırken ağzınızı kapatın. Yine ellerinizi sıklıkla yıkayın.

Bu önlemler aslında bütün hastalıklardan korunmak için uygulanabilirler.
Şimdi biraz araştırma sonuçlarından bahsedelim: Soğuk algınlığı (nezle) ve grip genellikle aynı hastalıkmış gibi algılanmakta. Fakat bu ikisi, farklı virüslerin yol açtığı ve belirtileri farklı hastalıklardır. Vikipedi'den alıntı yapayım:
Nezle (Akut nazofarenjit), Rhinovirüsler denilen bir Virüs türünün neden olduğu ve acil tedavi gerektirmeyen, kendiliğinden 7-10 gün içinde geçen, burun akıntısı, ateş gibi belirtilerle ortaya çıkan bir enfeksiyon hastalığıdır.

Grip (İnfluenza) ise daha ani başlayan ve sıklıkla ateşin daha yüksek seyrettiği bir hastalıktır. Salgınlar yapar ve yatağa düşürür. Grip de normalde 1 haftada iyileşen bir hastalıktır.

Nezle veya grip için hiçbir antibiyotiği kullanmaya gerek yoktur. Çünkü antibiyotikler bakteriler için üretilmiş ilaçlardır ve virüslere pek etkili olamazlar. Hatta çapraz ve yanlış kullanım durumunda vücuttaki yararlı bakterileri de öldürüp olumsuz etki yapabilirler.

Doktorlar bu tip rahatsızlıklarda vücudu güçlendirici vitamin ve minerallerle birlikte, vücudun savunma mekanizmasında oluşan açıklara karşı savunma amacıyla antibiyotik önerirler. Nezle iyi tedavi edilmediği durumlarda orta kulak iltihabına, sinüzite veya bronşite yol açabilir.

Nezle için kanıtlanmış bir tedavi yoktur. En güvenilir tedavi yöntemi bol sıvı tüketmek ve istirahat etmektir.

Grip aşılarından bahsedecek olursak; Grip virüsü, genetik kodu çok çabuk bozulup değişebilen bir virüs olduğundan bir sene önceki virüs için üretilmiş aşı o yıl işe yaramayabiliyor. Dolayısıyla vücudun destek sistemini güçlendirici tedavi uygulamak, bol sıvı tüketmek ve istirahat etmek en güvenilir çözüm olarak görünüyor.
Ayrıca; Bilkent sağlık merkezinin şuradaki sayfasında da nezle ve grip hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiş. Soğuk algınlığınızın iyileşmesini beklerken alınması gereken önlemlerden bahsedilmiş. Göz atmanızda mutlaka fayda var.
Kısacası vücudun kendi savunma sistemini destekleyip güçlendirerek bu hastalıklardan kurtulabiliriz. Ve en önemlisi hasta olmadan önce önlemini almak! (Bu yazı dizisinin birinci serisinde belirttiğim alınan bazı dersler kısmına bakınız!)

3 Şub 2008

soğuk algınlığı ve grip (1)

Yaklaşık üç hafta önce tam da işlerimin, sınavlarımın ve ödevlerimin yoğunlaştığı bir sırada, yani stres ve uykusuzluk had safhada iken, havaların da iyice soğuduğu bir sabah, nezle olmaya başladığımı farketmiş ve hemen hastaneden randevu almıştım. Benim gibi hasta olanların sayısı çoğalmış olsa gerek, KBB için ertesi gün öğleden sonraya ancak randevu vermişlerdi. Ben de vitamin desteği ve uyku ile biraz olsun kendime gelmiştim hastaneye gidene kadar.

Doktor, ben belirtileri kendisine anlattıktan sonra boğazıma baktı ve reçeteye nazofarenjit(nezle) yazdı. Bir de soğuk algınlığı ilacı (theraflu forte) ile şurup yazmıştı. Haftasonuna girmek üzereydim ve - genellikle haftasonlarında pilim biter - yarı batarya moduna geçmiştim. İşleri yetiştiremediğimden, düzenli yemek de yiyemiyordum (Hata). Dolayısıyla ilaçları da düzenli alamadım (Hata). Fakat biraz iyileşir gibi olduğumdan sallamış bulundum ilaçları (İşte büyük hata da burada yapılmış oldu). İki gün sonra Salı günü akşamına eve zar zor girmiştim. Kafam gayet iyiydi, yani hafiften uçuk gibiydim ve eve girdiğimde çok üşümeye başladım. Hemen yatağa girdim. Gece uyuyup uyuyamadığımı hatırlamıyorum.

Çarşamba sabahı çok fena başım dönmekteydi ve ayağa kalkacak halim de yoktu. Canım kardeşimle taksiye atlayıp hemen hastanenin aciline uçtuk. Nezle virüsünün üstüne bir de grip virüsünü almıştım sanırım :( Bir sonraki haftasonuna kadar istirahat aldım (Yapılacak olan işler yattı). Pazar gününe kadar abartısız günde ortalama 12 saatten fazla yattım (o zamana kadar günde 5-6 saat falan uyuyordum). Fakat geceleri burun tıkanıklığından uyuyamadım. İşkence gibiydi. Neyse çok şükür iyi bakım sayesinde (Kardeşim ve annem sağolsunlar, canlarım benim :)) atlattım. Ama kendi ihmalimi hiç unutmuyorum... Uzun zamandır böyle hasta olmamıştım. Sağlığımın değerini unutmuşum iyi oldu bir açıdan.

Alınan derslerden bazıları:
- Düzenli uykuya geçilecek (geceler uyumak içindir).
- Düzenli beslenmeye geçilecek (bulaşıktan korkmak yok).
- Verilen ilaçlar düzenli olarak ve bitirene kadar kullanılacak.
- Sağlığın değeri elden gitmeden bilinmiyor. Sağlık yoksa diğer herşey önemsizleşiyor. Tamamen iyileşene kadar da diğer şeylerle ilgilenemiyorsunuz. Çünkü ilaçlar hep yan etki yaparak görüşünüzü ve dikkatinizi etkiliyorlar.

(Bir sonraki yazıda nezle ve gripten korunmanın yollarını yazacağım)

paylaştıklarım (rss)

Bugün blogun arayüzünü değiştirdim ve yeni görünümde üç sütun var. Umarım beğenirsiniz. En soldaki geniş sütun, blog gönderilerinin yayınlandığı standart sütun. Dar olan diğer sütunlara ise değişik modüller yerleştirdim. Bunları bir önceki şablondan hatırlarsınız. Bu yeni şablonla birlikte yeni bir modül daha ekledim:"paylaşıklarım (rss)". Şimdi onun ne olduğunu anlatmak istiyorum:

Ortalama üstü bir blog takipçisi olduğumu düşünüyorum (kayıtlı 40 blog) ve g-reader ile takip ettiğim bloglarda yayınlanan yazılardan paylaşmak istediklerimi Share bayrağı ile işaretliyorum.

İşte bu paylaştığım yazılar google reader tarafından yeni bir blog olarak derlenerek yayınlanıyor. Bu derleme blogun adı da sukru.gorgulu's shared items. Google Reader kullanan herkesin kendi paylaşılan yazılar blogu mevcut ve benimkinin adresi işte burada. (google reader'i kullanmak için ücretsiz gmail hesabınızın olması yeterli)


Şimdi 3. sütundaki paylaştıklarım(rss) modülüne gelirsek; Bu modülde en son paylaştığım 10 yazı listeleniyor. Eğer paylaştığım yazıların hepsine bakmak isterseniz, modülün altındaki 'Read more...' bağlanıtısına veya yukarıda verdiğim shared items bloguna bakabilirsiniz.


Yeni yazı yazamadığım zamanlarda, takip ettiğim bloglardan seçtiğim yazıları paylaşıyorum sadece. Yani blogumu çok sık güncellenmeyesem bile paylaştıklarım derleme blogunu güncellemeye devam edebilirim. Bu yeni derleme blogunun da rss adresi var ve takip listenize alabilirsiniz :)


Blogdaki bir diğer yenilik de adsense :) Artık reklam yayınlıyorum blogda. Vakit ayırıp da henüz tam olarak araştırmadığımdan iç işleyişini anlayamadığım için reklamlar sürekli görünmüyor. Neyse bir ara onu da anlarım.

Not: Bu google reader da adsense gibi Türkçe hizmet verse çok güzel olacak!

çok işim var(dı)

Uzun zamandır bloga birşeyler yazmaya hevesim yoktu. Bu yazıyı yazmamın amacı da son paragraftaki bağlantıyı paylaşmak. Bir de resimdeki çöp kutusu tasarımını paylaşmak istedim. Eğlenerek çöp atmanın değişik bir yolunu bulmuşlar gibi :) Resme tıklayarak özgün tanıtıma uçabilirsiniz.
Yakın zamanda işlerimin çok(!) olmasından ve zamanımın yetmemesinden dem vurmaktaydım. Genel bir şikayet modundaydım ve yoruldum. Hatta yaklaşık iki hafta önce de hasta olup 4 gün yattım. Çok ilginç olan hastalık deneyimimi de yazacaktım ki hevesim kaçtı.

Açıkçası içinde bulunduğum anda, bir önceki güne göre kendime veya çevreme olumlu ve pozitif bir şeyler katmadıysam (ya da bu katkıyı göremediysem), bu durumdan memnuniyetsizlik duyuyorum. Bu güzel bir şey gibi görünüyor. Fakat şu sıralar bu memnuniyetsizliği gidermeye yönelik eyleme geçemeyecek kadar yorgun hissetmekten de kendimi alıkoyamıyorum.

Ben böyle kendimle uğraşmakla meşgulken 6'ıncı sınıfta okuyan bir öğrencinin o kadar işinin arasında bir de başka şeylere nasıl vakit bulabildiğini ve hala çocuk kalabildiğini anlatan yazının Türkçe çevirisini okuyunca oldukça ibretlik buldum ve okumanızı tavsiye ederim. İsteyenler yazının İngilizce orjinaline buradan da ulaşabilirler.