25 Nis 2007

mum alevinden elektrik

Mum batarya için gerekli malzemeler:
- İki adet mum
- iki adet metal iğne ya da çivi
- iki adet uçları krokodilli iletken kablo
- bir adet mıknatıs

Çivileri ya da iğneleri mumlara -her muma bir çivi olacak şekilde-
mumun diğer ucundan çıkmayacak şekilde batırın.
Çivilerin mum dışında kalan kısımlarına mıknatısla sürterek çivileri
kutuplayın. Mıknatısla işimiz bitti (ortalıktan kaldırabilirsiniz).
Her çiviye bir kablo bağlayın ve kabloların diğer uçlarını da elektrik
vermek istediğiniz aletin (örneğin lamba veya motor) uçlarına
bağlayın.
Sonra mumları sırasıyla yakın ve sonucu görün. Ya da aşağıdaki videoyu izleyin.

Gerçi yanan mumlarla lamba yakmak için elektrik üretmek garip kaçsa da
(zaten mumlar yanıyor yani ışık var) başka aygıtları çalıştırmak için
birebir görünüyor.




Candle Power - Who Needs Batteries? - Funny bloopers are a click away

Vakit bulabilirsem bu deneyi laboratuvarda ölçüm yaparak denemeyi
düşünüyorum. Acaba ne kadar voltaj ve akım üretiyor ve mumların
yakılması arasındaki zaman farkı bu voltaj ve akımı ne kadar
etkiliyor?

Bu videoyu şuradan buldum. SuTree değişik konularda eğitim videolarının olduğu yenice bir site ve varlığını da şuradan öğrendim.

24 Nis 2007

23 Nisan :)

Bayramımızı bütün dünya biliyor zaten, ek olarak aşağıdaki logo da güzel ve şık olmuş.23 Nisan'da www.google.com.tr sayfasında yukarıdaki logo vardı. Bu logo www.googlebizelogoyapsana.com sitesinde yayınlanan projenin sonuçlarından biriymiş...

21 Nis 2007

RSS ya da Besleme nedir?



RSS ya da Besleme nedir? Bu soruya her gün yeni açıklamalarla birçok yazı yazılıyor internette. Bu siteyi yani sukrugorgulu.blogspot sitesini RSS ile takip edebileceğinizi biliyor muydunuz? RSS, genellikle blogların hepsinde olan bir özellik. Sağdaki sütunda biraz aşağıda sayfama kaydolmak için alternatifleri sıraladım. Abonelik linkim de işte burada.



RSS Nedir, Nasıl Kullanılır? Sesli Anlatımlı Videolar başlıklı yazıda RSS'in kullanımı, çok basit bir şekilde ve görsel olarak özetlenmiş. Bu teknolojiden bihaber kalmayın. Ben RSS okuyucu olarak Google Reader kullanıyorum ve bu araç, sayfaların takibini kolaylaştırmakla kalmayıp zamanı da bana bırakıyor. Birçok sayfaya abone oldum (yukarıdaki link de abone olduğum siteler arasında olan Okyanus Ötesi sitesinden) ve yeni yazılarını e-postama düşen mailler gibi reader ile takip edebiliyorum.

Aynı siteden öğrendim ki şuradaki çok hoş bir videoda da yazarak ve çizerek RSS tanıtılmış. (ingilizcesi olanlara)

tak... tak... tak... (!)

Evden acele ile çıkmıştım. Koşar adımlarla metro istasyonuna doğru ilerlerken bir yandan öğrencilere vereceğim dersin planınını yapıyor, bir yandan da çiseleyen yağmurda ıslanmamak için saçakların altından gitmeye çalışıyordum. Yürüyen merdivenlerle metro istasyonuna indim.

İstasyonda benimle aynı yönde ilerleyen birisinin elindeki uzunca değnekten çıkan "tak... tak... tak..." sesleri, telaşımı ve kafamdaki düşünceleri birden unutturdu. Belli ki onun da acelesi vardı. Sırtındaki büyükçe çanta ve elindeki değneği ile neredeyse benim kadar hızlı adımlarla ilerliyordu. Biraz dikkatlice bakınca bu kişinin bir bayan ve aynı zamanda 'görme özürlü' biri olduğunu anladım. Kendi kendime "Acaba onun telaşı neden?" diye sordum. Belki de dünyayı hiç görmemişti. Özürlü haliyle tek başına ilelese de tavırları ve yürüyüş şekli onun, kendisine çok güvenen bir insan olduğu izlenimi uyandırıyordu insan üzerinde. Acaba acele bir işi mi vardı?

Bir an herşeyi unuttum. Sanki herşey ağır çekimdeymiş gibi hareket etmeye başladı. Onun değneğiyle sağını solunu kontrol ederek önüne çıkabilecek engelleri anlaması, kendine yol açması, belki de yaşama azminin bir göstergesi idi. Merdivenlere yaklaştığımızı hissettim. "Acaba merdivenlerden inerken kendisine yardım etsem mi?" diye düşünürken, o merdivenlerden inmeye başladı. Sanki dünya dümdüzdü ve karşısında hiç engel yoktu. Acaba, değneğinin ucunda onu yönlendiren bir şey mi vardı, ya da bu bayan şaka mı yapıyordu? Kafamdaki düşünceleri toparlamaya çalışırken, trenin durağa geldiğini farkettim.

Merakım beni bu bayanın yanına çekti ve onunla aynı kompartımana bindim. Oturduğu koltuğa iyice yerleştikten sonra, değneğini katlayıp hızlı bir şekilde çantasnın ön bölmesine koydu ve çantasının başka bir bölmesini açtı. Acaba çantasından walkman veya yiyecek-içecek bir şey mi çıkaracak diye düşünürken kalbimden ona acıdığımı hissettim. Dünyayı görmeyi kim bilir ne kadar çok istiyordu; ağaçlar, evler, araçlar, insanlar ve gözler... Görecek o kadar çok şey vardı ki...

O an için kendimi çok ayrıcalıklı hissettim. Göz, dünyaya açılan bir pencereydi ve ben onların kıymetini fazla bilmiyordum. Bayanın çantasından çıkardığı kalınca bir kitabın gözüme ilişmesiyle bu düşüncelerimden sıyrıldım. Görme özürlü biri kitap okuyacaktı! Derken sayfaları parmak uçlarıyla yoklaya yoklaya karıştırıp, bir yerde durdu. Herhalde aradığı sayfayı bulmuştu. Hemen sağ elinin işaret parmağı ile orta ve yüzük parmaklarını kabartmalar üzerinde gezdirmeye başladı.

Kitap okuyordu... Fakat o görmüyordu ki... Birkaç saniye daldım... Kitap okumak yalnızca görenlere has bir şey değil miydi? Anladım... Artık o gözleriyle değil; kalbiyle, duygularıyla, ruhuyla okuyordu... Ve kendimden utandım. Aylardır çantamda taşıdığım ve üç beş sayfası dışında pek okumadığım kitabım geldi aklıma ve yıllarca hiç kitap okumayanlar... Keşke onlar da, insanı düşündüren, hatta utandıran şu manzaraya şahit olsalardı.


Dünyada milyonlarda insan var... Ama okumak... Neden ben... Aniden kesik kesik düşüncelerimden sıyrıldım. Bir sayfayı okuyup bitirmiş ve diğer bir sayfaya geçmişti. Parmaklarını kabartmalar üzerinde ustaca gezdirmesinden, bu işe yatkın olduğu anlaşılıyordu. Demek ki yi bir okuyucu idi. Ama ne okuyabilirdi ki? Binlerce kitap, dergi ve gazetenin, görme özürlü olanlar için günlük, haftalık olarak hazırlanması mümkün değildi ki...

Anonsun uyarısıyla, ineceğim durağa geldiğimi anladım. Daha dört dakika geçmişti ve bu kadarcık sürede dahi kitap okumak çok önemliydi. Bana bu dersi veren görme özürlü o kadın da kitabını çantasına koydu, durakta inmeye hazırlanıyordu. Az sonra tren durdu. Önce onun inmesini bekledim. Değneği ile onca insanın arasından "tak... tak... tak..." sesleriyle ilerliyordu. Arkasından birkaç saniye baktım. Sanki değnekten çıkan o tak tak'lar beynimde oku... oku... oku... ve şükret diye yankılanıyordu.

Yeni bitirdiğim bir kitaptan yazdığım bu alıntının bir çok sitede de "dört dakika bile olsa okuyabilmek" başlığıyla yayınlanmış olduğunu yeni öğrendim.

sigara içenlere...

Videoda bir koroner bypass ameliyatının görüntüleri var.



Bu videoyu izledikten sonra yeterince ikna olursunuz herhalde.
Sigarayı bırakmaya karar verişinizi şimdiden kutluyorum.
Çok önemli ve hayatınız için dönüm noktası olacak bir karar vereceksiniz.
Herşey daha güzel olacak.

18 Nis 2007

kadınlarla empati

Kadınlara uygulanan olumsuzluklara farklı ve çarpıcı bir yaklaşım. Videoyu izleyin.




Link için Aysun'a teşekkürler

neden böyle oldum?

“İnsanlar okumak ya da yazmak, ya da tartışmak için zaman ayırmazlar. İnsanların hiçbir zaman yeterli zamanları yoktur.
… Ta ki siz onlar için bir neden gösterene kadar.”


Bu sözü şurada okudum.

Kendime sınavlara çalışabilmek için, projelere başlayabilmek için ve onları bitirebilmek için, gelecek hayatımı yönlendirme aksiyonlarını gerçekleştirmek için yeterli nedenler göstermem lazım! Şu sıralar yardıma ihtiyacım var galiba! Hep meşgul hissediyorum kendimi! ve hiç birşeyi de tam yapmıyorum.

24.Nisan'da eklenen not:

Neden böyle olduğumu farketmeye başladım. Daha sonra paylaşabilirim. Şimdilik düşüncelerimi toparlamam ve yukarıda bahsettiğim işlerin benim elimde olan kısımlarına çaba göstermem lazım. Bir de zihni canlı tutabilmek için çok okumak! Zihnimi, kalbimi ve ruhumu canlandırmak için okuma alışkanlığımı küllerinden canlandırma zamanı...

(yenilenme var galiba, hasta da oldum, kırılıyorum)

ikisi de aynı modelmiş


Yukarıdaki resimde her iki reklamda da aynı model poz vermekteymiş (ben benzetemedim ama). Can alıcı nokta ise reklamlardaki tezatlık:
Üstteki reklamda 'Çocuk obezitesini hafife almayın' gibi bir slogan var. Buraya kadar güzel gibi. Altta ise McDonald amcanın fastfood reklamı (muhtemelen çocuk menüsü)!

Paranın gözü kör olsun mu demeli yoksa profesyonellik mi demeli?

Resmin varlığını şuradan öğrendim.

05 Nis 2007

turkmucit tv

Sonunda bu da oldu. Türk mucitler aranıyor. Büyük Ödül: 100 000 YTL
Güzel bir gelişme... En azından artık bilmemnestar yarışmalarına alternatif var.
Umarım güzel gelişmelere önayak olur.

"Teknoloji harikaları peşinde değiliz."
"Hayatı kolaylaştıracak orijinal projeler, insanların satın alacağı işler arıyoruz."



http://www.turkmucit.tv/

Katılım koşulları ve Taahütname'de dikkatimi çeken maddeler:
BAŞVURU KOŞULLARI

1. Adayların Türk vatandaşı olması ve yarışma için gelirken yanlarında resimli kimlik belgesi getirmesi gerekmektedir.18 yaşın altındaki mucit adaylarının ailelerinden izin belgesini yanlarında mutlaka bulundurmaları gerekmektedir.
2. Mucit getirdiği icadının haklarına tam olarak sahip olmalıdır. Eğer icat bir grup tarafından getirildiyse ekipteki her kişinin icat üzerindeki hakları kesin ve eksiksiz olmalıdır. Takımlar aile, çocuklar ve arkadaşlardan oluşabilir. Her aday getirdiği icadın tek ve fikrinin yalnızca ona ait oluğuna inanmalı inandırmalı ve gerektiğinde bunu belgeleyebilmelidir. Ayrıca lisans sahibi olunsa bile eğer fikir olarak icat getiren kişiye ait değilse fikrin sahbinin de yarışmaya katılması gerekmektedir. Aksi bir durumda başvuru geçersiz olacaktır. Aynı şekilde fikrin sahibi olup belgeleme şansı yoksa seçilebilme şansı da olmayacaktır.
3. Takım halinde katılma durumunda takımın tüm üyelerinin fikir birliği şarttır. Her üye hazırlanacak sözleşmeyi ve taahhüt belgesini tek tek imzalamakla yükümlüdür.
4. İcatların yarışmaya başvuru tarihi öncesinde ve başvuru sırasında başka bir yerle bağlantısı, sözleşmesi (yazılı yada sözlü) olmamalıdır.
5. Her aday kendilerinden istenilen bilgileri eksiksiz olarak doldurmakla yükümlüdür. Sabıkaları olup olmadığı, iş geçmişleri gerekli bilgiler arasındadır.
6. Yapımcı her koşulda sebep belirtmeksizin yarışmacıları diskalifiye etme hakkına sahiptir. Ancak yarışmacılar sebep belirtmeden yarışmadan çekilemezler. Bu durumda cezai şartlar uygulanacaktır.
7.
Yapımcı yarışmacılar hakkında tanıtım reklam gibi görseller kullanabilir.
8. Programın final bölümüne kadar (final süreci de dahil) hiçbir yarışmacı veya ailesi başka radyo ve televizyonlarda programa katılamaz.
9. Yarışmacılar yarışma tarihinden itibaren 1 yıl boyunca başka bir benzeri programa katılamaz.

İCAT İÇİN GEREKLİ OLAN KOŞULLAR

1. İcatların yeni ve kullanılabilir olması.
2. Daha önceden benzeri bir ürünün piyasada olmaması
3. Ürünün detaylı bir şekilde başvuru formunda tanıtılması ve yarışma sırasında özelliklerinin başvuru formundakiyle aynı olması gerekmektedir.

UYARILAR

* İcatların içeriklerinde ilaç, tıbbı alet, bitki, yanıcı madde, kimyasal ürün, ulusal güvenliğe etki edebilecek ürünler olmamalıdır.
* Bilgisayar programları, bilişim yazılımları icat kapsamına girmemektedir.
*
Kullanışlı bir iş planı da icat kapsamına girebilir. Mutlaka elle tutulur fiziki bir icat beklentisi yoktur.
* Yarışmacı istediği kadar icat ile katılabilir . Ancak bir süre kısıtlaması vardır ve icatlar bu kısıtlı süre içinde sunulmalıdır.
* Her yarışmacıya icadını tanıtması için kısıtlı bir süre tanınacaktır.
* İsteyen yarışmacılar icatlarını tanıtmak için görsel sunumlardan da yararlanabilir.
* 18 yaşın altında olan ve finale katılmaya hak kazanmış yarışmacıların ebeveynlerinden en az birisinin yarışma sırasında bulunması şarttır.
* Taşınması zor icatlar film, fotoğraf ya da sunumlarla temsil edilebilir.
* Önelemelerde ulaşım ve konaklama yarışmacının sorumluluğundadır.

04 Nis 2007

ibretlik haller

Beni internet konusunda ve düşünce hayatı konusunda oldukça düşündüren (!) M. Serdar Kuzuloğlu'nun 2 Nisan 2007 tarihli "Bilgi toplumunun ibretlik halleri" yazısını az önce okudum. Ne olur ne olmaz diye de aşağıya ekliyorum. Gerçekten ibretlik hallerdeyiz... Bazı kısımları aklımda özellikle kaldığı için vurguladım. Yazı sonlara doğru olumsuz düşüncelere boğulmuş gibi ama haklılık payı da var sanırım.
Bilgi Toplumunun ibretlik halleri (M. Serdar Kuzuloğlu, Radikal, 02/04/2007)

Olaylara bakış açımız ve onları tanımlamak için kullandığımız cümlelerin yüklediği anlam kimi zaman acı gerçeğin üstünü şık bir elbise gibi muntazaman örtüyor. İnternetin dünyayı küçülttüğü iddiası gibi. Teoriyle pratik arasında serbest salınımda gidip geliyor. Gerçekten de dünya artık küçük bir köy mü? Yani bilgi herkesin, fırsatlar eşit mi? Eşeleyelim biraz.

Eski sayfalarımı karıştırırken interneti bilgi çöplüğü olarak tanıtan bir habere rastladım. Sene 1997. Bugün interneti oluşturan içeriğin onda biri bile yok daha. Bugünse sırf Google'ın indeksi 6 milyarı aşkın sayfayı içeriyor. Videoları, resimleri, kitapları katmıyorum bile. Aklınıza gelen herhangi bir konuda yaptığınız aramada 10 binden az sayfaya ulaşma şansınız çok düşük. Yani göreceli olarak her bilgi birkaç tıklama uzağınızda. Peki bu bizim hayatımızda neyi değiştiriyor?

Örneğin garip bağlantılar sonucunda ister istemez bütün dünyayı etkileyen 11 Eylül saldırılarıyla ilgili kamu belgelerinden komplo teorilerine kadar yüz binlerce sayfalık bilgi web sitelerinin sayfaları arasına dağılmış durumda. Hemen hepsi arama motorları aracılığıyla ulaşılabilir halde. Peki bunların bizim hayatımızda ya da o konuya bakış açımızda değiştirdiği nedir? Kamuoyunun görüşünü oluşturan hâlâ geleneksel medyanın yayınları (onların da yanlış olduğu iddiasında olduğum sanılmasın). İnternet herkese söz hakkı verdi ama geleneksel medyanın gücünü kıramadı. Özetle medyanın kontrolüne yönelik komplo teorilerine inat, insanlık kendisine uzatılan cankurtaran simidini yorumlayamadı bile. Çünkü üretmek, üretime katılmak, öğrenmek ve öğrenebilmek için emek sarfetmek herkesin harcı değil. Üstelik yine internetle birlikte giderek daha hızlanan hayatımızda kimsenin bu tip şeylere ayıracak vakti yok.

Kazanda kaynayan kurbağa

Senelerce sansürlenmesinin neredeyse imkânsız olduğu söylenen internet Türkiye'nin de dahil olduğu birçok ülkede pekâlâ sansürleniyor işte. Üstelik alt etmenin bunca kolay olduğu bir ortamda. İşin acı yanı kitlelerin internetteki sansürden haberdar olması için YouTube gibi popüler örneklerin de bu 'perdeleme' torbasına girmesinin gerekmesi. Yıllardır Türkiye'den erişilemeyen nice siteler var; kimsenin onları gazetelere, televizyonlara taşıdığını görmedim, duymadım. YouTube'un sansürlenen diğer bilgi kaynaklarına oranla insanları bilgilendirme anlamında ne denli katkı yaptığını bilmiyorum. Ama Türkiye'den yüklenen videolar ve genel videolara Türkçe yorumları okudukça, sansür sonrası kopan fırtına oyuncağı elinden alınmış çocuğun isyanına benziyor ister istemez.

Dünyanın neredeyse her köşesinde neler olduğuna dair bilgilere ulaşabilir durumdayız. Peki ulaşıyor muyuz? Böyle bir ihtiyaç ya da merak hissimiz var mı? Çoğu zaman komşu ülkelerimizde olup bitenlerden bile haberdar değiliz. Kendimiz hakkında hiç değiliz. Mesela hemen her gün seçimle yatıp kalkıyoruz. Kendinizi muaf tutun; etrafınızdakilere sorun bakalım cumhurbaşkanı kaç senede bir seçiliyor, kanunen seçilmenin şartı nedir, Ahmet Necdet Sezer kaçıncı Cumhurbaşkanı, bilen var mı? Bilgi çağı adını verdiğimiz bir dönemde, gündemi oluşturan konular hakkındaki basit bilgilere dahi sahip değiliz. Ama tartışmaya gelince bir çuval lafımız hazır. Arada bir de halimizi fark edip vicdan rahatlatıyoruz; o da bir şeye fayda etmiyor.

Eski tas, eski hamam

Değişen hiçbir şey yok. Mazlumlar eziliyor, sadece güçlünün sesi çıkıyor, sesi en gür çıkanın dediği oluyor, güç odakları bilgiyi kontrol ediyor ve uyanık olması gerekenler en seçme ninnilerle uyutuluyor, en eğlenceli oyuncaklarla avutuluyor. Ters giden bir şeyler olduğundan bile şüpheliyim.

İnternet dünyayı küçültmekten çok Batı'yı (hatta Amerika'yı) yaklaştırdı. Artık onların filmlerini, şovlarını, dizilerini izlemek için kimseye muhtaç değiliz. Gazetelerini, dergilerini okumak için de beklemeye gerek yok. İngilizce bilmeyenler için de çeviri ordusu sağolsun; televizyon programlarını bile bire bir yerelleştirir hale gelmişiz. Diller bile tehlike çemberinde, daha ne olsun?

Üstelik Batı da içinde pek mutlu sayılmaz. Geçen hafta Fransız dil uzmanları ve bir grup politikacı İngilizcenin yayılımı yüzünden dillerinin yok olma tehlikesinde olduğunu ve başta edebiyatçılar olmak üzere herkesin çalışması gerektiğine dikkat çekti. Dil emperyalizminde önemli etkenlerden biri de internet olarak gösterildi. Diğer ülkeler için de durum farklı değil aslında.

İşin en acı tarafı oturup düşününce herkes tarafından görünen bu durumun şifasının da yine internetin kendisi olması. Nedense zihnimizi bir iki tık ötedeki alternatiflere bile sırt çevirecek kadar tembelleştirmiş olabileceğimizi kabullenesim gelmiyor.

03 Nis 2007

Karaşimsek

Yıllar önce Michael Knight'ın bütün havasıyla kullandığı ve her bölümde bir dolu maceraya atılarak kötüleri alt ederken, görülmemiş teknolojileri kullanarak izleyenleri hayretten hayrete garkeden, bir o kadar da muzip ve güldüren, akıllı araba Karaşimşek. Benim çocukluk yıllarımın en büyük heyecanlarından biri. Tabi daha sonra Kara Şahin diye bir motosiklet ve Hava Kurdu -Airwolf: müziği çok güzeldi- diye bir helipkopter de süper araçlar listesine girdi ama bu KITT başkaydı...




Fakat hatırlayacak olursanız son bölümünde ne yazık ki kendisinin kötü karakterli bir üst modeli tarafından alt edilerek yok edilmesi beni büyük hüzne boğmuş olsa da uzun bir süre sonra Knightrider 2000 ile kızıl bir dönüş yapmış ve sevenlerini ve beni sevince boğmuştu. Ama kara olanın yeri ayrıydı tabi.

Ve şimdi bu yadigar araba satılıkmış :) Almak isteyene en az 150.000 $ 'a mal olacak. Gerçi dizideki gibi 500 km yapamıyor, atlayıp zıplamıyor ve ateş etmiyor olsa da, bütün düğmeleri, iç aksamı aynen korunmuş. Tabi kitt'in burnundaki kayarak yanıp sönen ışığı da dahil.

1982
Pontiac Knight Rider K.I.T.T. car 2-Door Coupe

02 Nis 2007

mmistanbul ve altiustutasarim

Seçme bloglar listesindeki iki sayfayı daha tanıtayım. (Bir haftasonu oltayı salladığım Bloglaralemi'nden yakaladıklarım)

mmistanbul ya da Adobe İstanbul Kullanıcıları Topluluğu benim için özellikle photoshop kullanımını öğrenme konusunda çok yararlı bir site gibi görünüyor ve oldukça da zengin içeriğiyle ("nasıl yapılır" videoları gibi) bunu yapıyor. Adobe firmasının diğer ürünleri hakkında da çok fazla kaynak barındıran site kendini Adobe ürünlerinde (Flash da dahil) geliştirmek isteyenler için birebir...


Altı Üstü Tasarım ise web tasarımcısı Mehmet Doğan'ın sayfası. Web sayfası tasarımı hakkındaki son teknolojileri özellikle Web 2.0'ı günlük dil kullanarak çok rahat bir şekilde anlatıyor. Bir kitabı da çıkmış. Oldukça da çok sayıda takipçisi var. Gerçi şu anda kendisi
Tatil, askerlik, iş bulma ve çalışma zamanı gibi nedenlerle ara vermiş görünse de sitedeki diğer yazıları okumak için bile çok vakit ayırmak gerek. Fırsatım oldukça okuyorum. Gerçekten doyurucu ve bilgilendirici, okurken sıkmayan ve seviyeli yazılar. Yorumlarda da bayağı bilgi yüklü.